Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

26 Nisan 2012 Perşembe

Naçizane tüp bebek tavsiyeleri: Tedavide dikkat edilmesi gerekenler - 2


Dar iç çamaşırı ve dar kot pantolon giymeyin. Bu şekilde sıkışma spermleri zorlayarak kalitesizleşmesine yol açıyor. En güzeli boxer ve biraz bol pantolonlar.

Bol bol yürüyüş yapın ve hareket edin. Sürekli oturmak ve hareketsiz kalmak spermlerde tembelliğe neden oluyor.  Tabii ki yürüyüşü bir nefeste 30 km yaparak abartmayın. Günde 45 dakika kadar yeterli oluyor. İş yerinde sürekli oturarak yaptığınız bir göreviniz varsa yarım saatte bir kalkıp birazda olsa hareket etmeye çalışın.

Beslenmenize çok  dikkat etmeniz ve sıkı beslenmeniz gerekiyor. Fındık, fıstık, badem, ceviz gibi kuru yemişler yemek çok faydalı. Keçi boynuzu inanılması güç ama çok  çok faydalı. Odunun içine 2 damla bal konulmuş gibi bir şey ama bayağı işe yarıyor. Daha çok haşlayarak suyunu içmek iyi geliyor. Daha öncede yazmıştım ama yeri gelmişken tekrar edeyim. Yarım litre sura 5-6 adet keçi boynuzunu iki üç parçaya kırıp atın ve kaynatın. Kaynadıktan sonra 10 dakika kadar demlenmesini bekleyin. Bu suyu sabah akşam birer bardak için. Tatsız tuzsuz saçma sapan bir içecek ama faydası çok fazla. Aynı zamanda sabahları bir tatlı kaşığı keçi boynuzu pekmezi yemek çok faydalı. Kırmızı meyvelerde çok faydalı. Özellikle kuru kırmızı erik. Günde bir avuç yenmesinde fayda var. Nar ve domates de çok faydalı. Özellikle közlenmiş veya pişmiş domates çok daha faydalı. Kırmızı et ve balık her durumda olduğu gibi sperm kalitesi için de çok iyi geliyor. Ama ızgara olması gerekiyor.

Düzenli ve kaliteli uyku çok önemli. Günde en az 7 saat uyuyun ve kaliteli uyumaya çalışın. Şöyle bir yatın, yattığınız gibi de kalkın, huzurlu ve dinç şekilde.

Son 10 gün çok sıcak banyo, sauna gibi ortamlardan kaçının. Bu kadar sıcak hiç iyi değil spermler için. Hatta duşta sonlara doğru testislere 2-3 dakika uygulayacağınız soğuk su çok iyi gelir. Belki ilk başta alışık olmayanlar için zor olur ama hemen alışılıyor. Hatta bunu son 10 gün değil tedavi süresince uygulamak daha faydalı olabilir.

Düzenli kullandığınız ilaçlar varsa bunları mutlaka doktorunuza söyleyin. Gerçi siz söylemeden o zaten soracaktır. İlaçların ne olduğuna göre doktorunuz size tavsiyelerde bulunacaktır.
Bunlar anlattıklarım aslında kilo aldıracak yöntemler. Sperm kalitesini yükselteyim derken kilolarla başınız derde girebilir. Ama hiç kafanıza takmayın. Tedavi güzel şekilde sonuçlanıp bebeğiniz olduğunda yaşayacağınız hareketlilik bu kiloları atmanıza yardımcı olacak. O bebeği kucağınıza almak için yapacağınız her şey değiyor emin olun.

Tüm bunların yanında en önemlisi, altını defalarca çizerek belirtmek istiyorum gerçekten en önemli unsur daha öncede birkaç defa yazdığım gibi moralinizin yüksek olması. Tamam tüp bebek tedavi süreci psikolojik olarak da sıkıntı veren bir süreç. Ama elinizden geldiği kadar hiçbir durumda moralinizi bozmayın. Her duruma ve olaya olumlu bakmaya çalışın. Olursa olur olmazsa olmaz. Sağlık olsun. Dünyanın sonu değil. Bu tedavilere biraz da eğlenceli tarafından yaklaşın, hatta siz eğlenceli bir hale getirin ki daha kolay geçsin. Psikolojinizin her zaman çok iyi olması lazım. Kendinize sıkıntı, stres yaparsanız emin olun tedavinin olumlu sonuçlanma olasılığı çok çok düşük olur. Hadi diyelim tedavi olumsuz sonuçlandı tekrar deneyebilirsiniz. 3-4 ay geçtikten sonra tekrar deneyin. Defalarca denedikten sonra bebek sahibi olan o kadar çok çift var ki! Hatta daha öncede yazdığım gibi tedaviden sonra doğal yollardan bile bebek sahibi olma şansınız var. Bu konuda eğer okumadıysanız daha önce yazdıklarıma bir göz atın lütfen. Bizim o süreçte neleri nasıl şakaya vurduğumuzu görün. Belki size de fikir ve ilham verir o şakalar.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Naçizane tüp bebek tavsiyeleri: Tedavide dikkat edilmesi gerekenler - 1


Tüp bebek yaptıracak çiftlerin özellikle erkeklerin yapması gereken, dikkat etmesi gereken bazı durumlar var. Beslenme gibi, yaşam düzeni gibi. Üç ay önceden bunlara uyarak yaşamaya başlanılması gerekiyor. Gerçi tüp bebek yapmayıp doğal yollardan bebek sahibi olmayı düşünüyorsanız bunları gene yapmanız faydalı olacaktır. Çünkü bu anlatacaklarım sperm kalitesinin yükselmesini sağlayacak faktörler.

Tüp bebek tedavisine başlamadan önce elinizde olmadan da bazı faktörler sperm kalitesini olumsuz yönde etkilemiş olabilir. Bilgisayar başında saatler geçirmek olumsuz etkileyen sebeplerden birisi. Ama günümüzde gerek iş gerekse özel yaşantımızda bilgisayarsız bir hayat çok zor. Mutlaka bir şekilde bilgisayarla zaman geçiriliyor. Hele ki diz üstü bilgisayarlar özellikle kucağa konularak kullanılıyorsa gerçekten çok zararlı. Birde bilgisayarın ısınması ile yayılan ısı iyice zarar vermektedir. Zaten sıcak ne şekilde olsun sperm için zarar veriyor.  Bu tip bilgisayarı diz üstü bir sehpa üzerinde kullanmak zararını azaltabilir. Bunun yanında o bilgisayar ile internete kablosuz olarak bağlanılıyorsa zararı arttıran önemli bir faktör. Gerçi kablosuz bağlantılar bilgisayar başında olmasanız bile zarar verebiliyor. Akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlar da sperm kalitesine zarar veren diğer unsurlar. Cep telefonlarını pantolon cebinde taşımak veya kılıf içinde kemere takarak taşımakta direkt zarar veriyor spermlere. Ama ceket cebine koysanız bu seferde kalbe zararlı. Eğer bir çantanız yoksa nerenize koyarsanız koyun bir yerden zarar veriyor. Sanırım bu durumda eskiden sigara paketlerinin taşındığı gibi çorapta taşımak en iyisi.

İş hayatı veya özel hayattaki olumsuzluklardan doğan sinirlilik durumu ve buna bağlı olarak gelişen stresli bir yaşam da sperm kalitesini etkiler. Gerçi artık günümüzde stresten kaçmak, hayatı toz pembe yaşamak, her olayda Grease filmindeki gibi dans ederek, şarklı söyleyerek tepki vermek çok zor. Hayat şartları, maddi zorluklar, insan ilişkileri stresten uzak kalmayı olanaksız kılıyor.
Önceden gerçekleşen bu sperm kalitesinde ki bozulmaları normale hatta iyiye çevirmek için sperm verme işleminden 3 ay öncesinden yapılmaya başlanması gereken birkaç tavsiye işinize yarayacaktır.

Öncelikle bu 3 ay içerisinde sigara ve alkol kesinlikle kullanılmamalı. Kullananlar zaten bu zamana kadar bu iki zararlı alışkanlık yüzünden spermlerini mahvetmiş olmalılar. Hiç değilse şu 3 ay kullanmayarak spermlerin kendilerine gelmesini sağlayın. Alışkanlıkları olanlar için gerçekten zor bir durum ama sonucunun ne kadar güzel olacağını düşünürseniz gerçekten değer. 3 ay çok kısa bir süre, hemen geçiveriyor. Belki bu şekilde sigarayı tamamen bırakabilirsiniz bile. 


Devam edecek....

24 Nisan 2012 Salı

Naçizane tüp bebek tavsiyeleri: Tüp bebek utanılacak bir şey değil


Tüp bebek yaptırmak genelde utanılan, gizlenen bir durum. Özellikle erkek için. Erkekler tüp bebek yaptırınca kendilerinde bir eksiklik varmış gibi görüyorlar. Erkekliklerinde bir sorun olduğu sanılacakmış diye düşünüyorlar. Tüp bebek yaptırılıyorsa mutlaka bir problem vardır. Bu erkekte de olabilir kadında da. Bu sorun erkeğin sperm kalitesizliği olabilir, kadında yumurta oluşumunda sorun olabilir. Hatta tamamen kısırlık da olabilir. Ama bunların hiç biri sorun değil. Hele ki kesinlikle utanılacak bir durum değil. Bu durumu oluşturan birçok etken olabilir hayatımızda. Hiç spermi olmayan bir erkekte bile tedavi ile sperm oluşturularak döllenme sağlanabiliyor.

Bunları sıkıntı yaparak, kendinizi strese sokarak tüp bebek tedavisine devam ediyorsanız olumsuz sonuçlanma ihtimali çok yüksek. Bu tedavide en önemli unsurlardan biri belki de en önemlisi yüksek moral, rahat bir ruh hali, olaylara olumlu bakabilmek. Eğer kendinizde bir sorun olduğunu kafanıza takarsanız bu moralinizi çok olumsuz etkiler.
Tüp bebek tedavisi ülkemizde de çok artmış durumda. Her yaş grubundan çiftler bu yönteme başvurabiliyor. Bizim tedavimizi olduğumuz tüp bebek merkezinde bizim gibi 38 yaş ve üzeri çiftler de çok vardı, 20’li yaşlarda olan çiftler de. Ama olayın güzel yanı başarı oranının çok yüksek olması. Bu tedavi yöntemi o kadar ilerlemiş ki artık çok yüksek yüzdelerle başarı sağlanabiliyor.

Tüp bebek yaptığınızı sanki çok gizli bir olaymış gibi saklamanıza gerek yok. Tabii ki gazeteye ilan verip herkese duyurun demiyorum ama kendinize yakın olan kişilerden de saklamak için özel bir çaba sarf ederek kendinizi sıkıntıya sokmayın. Nasıl olsa sık görüştüğünüz kişiler, aileniz, arkadaşlarınız bu kadar iğne ve ilaçlarda tedavi olurken bir şeylerin farkına varacak. Aileyle veya arkadaşlarınızla beraberken iğne saatiniz geldiğinde, iğneyi yapmak için nasıl bir oyuna başvuracaksınız? Hadi çaktırmadan hallettiniz iğneyi. Ama bu iğne yaparken de sıkıntılı ve acılı bir sonuca yol açabilir. Aceleyle, gizli saklı yapacaksınız çünkü. Biz öyle bir durumda gayet rahat biçimde “Hadi bakalım iğne saatimiz geldi” diyerek bir köşeye çekilip gayet rahat iğneyi yapıp güle oynaya ortama dönüp kaldığımız yerden devam ediyorduk. Hatta arkadaşlarla aramızda şaka konusu bile yapıyorduk. Kimseden saklamadık bu tedaviye devam ettiğimizi fakat illa ki her görüştüğümüz kişi de bilsin diye uğraşmadık. Hatta yakınlarımızla paylaştığımızda bizlere verdikleri destek, moral, ellerinden geldiğince yaptıkları yardımlar çok önemli güç ve moral verdi bize.

Tüp bebeğe şüpheyle de yaklaşılabilir. Sonuçta erkekten alınan sperm ile kadından alınan yumurta laboratuvar ortamında döllenerek yumurtaya aktarılıyor. Akla laboratuvarda spremin karışması, yanlışlık yapılması gibi sorular gelebilir. Eğer gerçekten iyi bir tüp bebek merkezi ile çalışıyorsanız bunların hepsi asılsız ve kesinlikle hiçbir hataya yer vermeyen kontrollü işlemler. Merak etmeyin o çocuk tamamen sizin çocuğunuz. Sadece doğal yolla değil, laboratuvar ortamında oluşturuluyor. Hem de en iyi yumurtaya seçilen en iyi sperm döllenerek.

Sonuç olarak tüp bebek tedavisi çocuğu olamayan ve çok sahibi olmak isteyen her çift için gayet doğal bir yöntem. Kesinlikle utanılacak, sıkıntı yaratacak bir durum değil ve gönül rahatlığıyla arkasında durulup, paylaşılabilecek bir durum. Merak etmeyin erkekler, kimse sizin erkekliğinizden şüphe etmez ve sizi küçük duruma düşürmez. Eğer böyle yapan birisi olursa bu o kişinin cahilliği ve eğitimsizliğinden kaynaklanıyordur. O kişileri kafanıza takmayın, uzak durun ve boş verin ki tedaviniz çok daha güzel devam etsin.

21 Nisan 2012 Cumartesi

Naçizane tüp bebek tavsiyeleri: Tüp bebek yaptırmaya karar verme


Kontrollerden sonra doktorunuz ve eşinizin doktoru size tüp bebek yöntemini tavsiye ediyorsa kesinlikle çekinmeyin bundan. Tabii ki çok iyi düşünülmesi, irdelenmesi gereken bir durum. Bu konuda ciddi uzman bir tüp bebek merkezinde bu tedaviye başlamanız çok önemli. Sahte, uzmanlaşmamış tüp bebek merkezleri ve konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanları da olduğunu çok duydum. Karar vermeden önce yaptıracağınız yeri, doktoru çok iyi araştırın ve emin olun ne olduğundan, nasıl olduğundan. Boşa zahmet ve para harcamayın. Tüm bunları ve bundan sonraki aşamaları mutlaka eşinizle birlikte yapın, inceleyin ve kararı birlikte verin. Çok güvendiğiniz kişilerden alacağınız tüp bebek ve doktor tavsiyelerini de göz ardı etmeyin. Gerçekten ummadığınız kişilerden de çok memnun kalacağınız fikirler çıkabilir. Ancak kafanızı karıştıracak fikirler ve tavsiyelerle de karşılaşacaksınız. Mutlaka düşündüklerinizde kararsızlık yaşayacaksınız. Böyle durumda karı koca kafa kafaya verip iç sesinizi dinleyerek, hiç panik olmadan, sakince en doğru kararı verin. Çok fazla kararsızlık yaşamamaya çalışın.

Karar verdiğiniz tüp bebek merkezindeki doktorunuzdan tedavi sürecini, neler olacağını, hangi aşamalardan geçeceğinizi çok iyi dinleyerek öğrenin. Biraz sıkıntılı ve zahmetli bir tedavi süreci olacağından her şeyi eşinizle birlikte en ince ayrıntısına kadar öğrenmeniz, bilmeniz sizin için çok iyi olur. Baktınız güven duymuyorsunuz, sizi tatmin etmeyen, kafanızda soru işaretleri yaratan durumlar var hiç çekinmeden başka tüp bebek merkezlerine de giderek size en uygun olanını, en rahat edeceğinizi seçerek karar verin. Kafanızın rahat olması, doktorunuzun sizi rahatlaması tedavinin olumlu sonuçlaması açısından çok önemli.

Doktorunuza karar verirken sizinle kurduğu diyalogun samimi olmasına, sizi rahatlatıcı bir etkisi olmasına, size güven vermesine dikkat edin. Eğer konusunda yetersiz, tedirginlik yaratan bir doktor ise tedavi boşa harcanabilir. Çekinebileceğiniz, istemeyeceğiniz, size sıkıntı verebilecek bir çok tedavi ve konu hakkında o doktordan bilgi alacaksınız. Eğer kendinizi o doktor karşısında rahat hissetmezseniz, ona güvenmezseniz size tavsiyeleri sanki küfür gibi gelebilir. Yapmanızı istediklerini yaparsınız ama daha çok eziyet çekerek, istemeyerek yaparsınız.

Tedavi süreci ile ilgili tıbbi bilgileri ve önerileri aldıktan sonra mutlaka maddi kısmını da iyice öğrenin. Çünkü gerçekten çok pahalı bir tedavi. Herkesin kolayca altından kalkamayacağı bir maddi külfet gerektirebiliyor. Tamam sonucu güzel olacak ve maddiyatın hiçbir önemi olmayacak belki ama genede ne kadara malolacağını baştan öğrenmekte fayda var. Eğer bir çocuğunuzun olmasını çok istiyorsanız, imkânlarınız dahilinde hiç değilse bu tedaviyi bir kez yaptırmak için şartları zorlamanız sizin için çok güzel olabilir. 

20 Nisan 2012 Cuma

Naçizane tüp bebek tavsiyeleri: Kontrollerin önemi


Öncelikle bebek yapmayı düşünüyorsanız ve yaşınız da 35’in üstündeyse mutlaka bir üroloğa giderek gerekli kontrollerden geçin. Hele ki alkol, sigara gibi alışkanlıklarınız varsa bu kontrolleri kesinlikle yaptırın. Bebeğiniz kesinlikle olmaz diye bir durum olmasa bile bazı eksik durumlar olabilir. Bize söylendiği gibi; 1 ay içinde de olabilir, 3 sene sonra da olabilir. Durumu öğrenip riske atmamak en iyisi. Tabii ki eşinizin de bir takım kontrollerden geçmesi çok iyi olur. Özellikle yaşı 35 ve üstüyse.

Duruma göre tüp bebek tedavisine yönelebilirsiniz. Bebek sahibi olmayı çok istiyorsanız durumu riske atmaya hiç gerek yok. Sizin sperm kalitenizde, eşinizin yumurtalarında olumsuz değişiklikler de olabilir. Doktorunuz size durumunuza göre en iyi tavsiyelerde bulunacaktır.

Kontrollerden çekinmeyin. Üroloğa muayene olmak gerçekten çekinilebilecek bir durum. Ama sonuçta o kişinin bir doktor olduğunu unutmayın ve rahat olun. Rahatsızlık verecek, utanmanızı sağlayacak muayeneler diye düşünebilirsiniz. Kesinlikle öyle değil. Tüm muayene ve tetkikler sağlığınız için çok çok önemli. Hem bebek sahibi olabilmek için gerekli şartları sağlayıp sağlamadığınızı öğreniyorsunuz hem de üroloji ile ilgili başka sağlık durumlarınızı da öğrenmiş oluyorsunuz bu sayede. Zaten belli bir yaşa geldikten sonra her erkeğin bu muayenelerden geçmesi şart. Neyin ne olduğunu bilip ona göre plan yapmakta, yaşamakta fayda var. Kontroller eşiniz içinde geçerli. Onun da bir kadın doğum uzmanına gidip muayene olup durumu öğrenmesi çok iyi olur. Sorun varsa, bu sorun iki taraftan birinde olabilir. Mutlaka erkekte veya kadında olacak diye bir şey yok. Halkımızda, özellikle kırsal kesimde yaşayan erkeklerde çocuk olmaması durumunda genelde suç direkt kadına atılır. Ama esas problem erkekte de olabilir ve bu gayet normal bir durum. Bu durum, erkekliğin ayaklar altına alınmış olması anlamına gelmiyor. Şöyle bir tabir vardır; “ceketimi atsam hamile kalır” diye. Tamam bu tip erkekler mutlaka vardır ama her erkekte de böyle olacak diye bir şart yok. Sonuçta sağlık sorunu ve halledilmeyecek diye bir durum yok. Hiç spermi olmayan erkeğin bile tıbbi müdahalelerle çocuğu olabiliyor. Bildiğim kadarı ile bu tedaviler de hiç o kadar büyütülecek tedaviler değil. Sonucunun ne kadar güzel olabileceği düşünülürse her şeye değer. Bunu, her şey yolunda gidip bebeğinizi kucağınıza aldığınızda çok daha iyi anlayacaksınız.

19 Nisan 2012 Perşembe

Naçizane tüp bebek tavsiyeleri: Neden tavsiye ediyorum?


Tüp bebek tedavimiz olumlu sonuçlandı. Bizim için mucize gibi bir olay oldu. Çünkü ilk denemede, tek yumurta ile bu başarıyı sağladık. Bu konuda tüp bebek yaptırmak isteyenlere naçizane tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Bu konuda kesinlikle uzman değilim ama yaşadıklarımdan edindiğim tecrübeler tüp bebek tedavisine devam edenlere veya tüp bebek yaptırmayı düşünenlere yardımcı olabilir diye düşünüyorum. En başta da belirttiğim gibi bunları yazmakta ki amacım hem ileride kızıma bir hatıra bırakmak hem de birilerine yardımcı olabilmek. Diğer yandan da bu süreci bir babanın gözüyle anlatabilmek.

Bu süreç içinde bir çok araştırma yaptım, okudum, dinledim. Doktor tavsiyelerini öğrenip uyguladım. Kendi yaşadıklarımdan tecrübeler edindim. Öğrendiklerimle, bu süreçten önce ve tedavi sırasında yaşadıklarımı bağdaştırdım. Birbiri ile ilişkili olumlu veya olumsuz sonuçlar çıktı. Keşke daha önceden dikkat etseydim, yapmasaydım dediğim şeyler oldu. Ama bazı durumlarda kaçınılmazdı. İş hayatı gibi. Yapmazsan olmayacak, mecburen yapılacak şeyler. Önceden yaşanılan, yapılan şeyler sperm kalitenizi olumsuz etkilemiş olabiliyor.
Tedavi sürecinde veya sonrasında da keşke şunu da yapsaymışım, daha iyi olurmuş dediğim durumlarda oldu. Bazı şeyleri de sonradan öğrendim. Ama arada boşuna yapmışım, yapmasam da olurmuş dediklerimde oldu.

İnsanoğlu teknik, bilimsel bilgilerin yanında yaşanmışlıklardan da faydalanmak ister. Hatta bu yaşanmışlıklar çok önemli hale gelebilir. Çünkü yaşanmış tecrübeler daha somut bilgiler verdiğinden bunların içinde insan kendisini bulabilir. Kendisiyle bağdaştırabilir. Bende yaşadıklarımı ve yaşarken konu ile ilgili öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Bu konuda hep baba gözüyle yazdığım için tavsiyelerimi de babalara yönelik yapacağım.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Kız olursa ismi ……


Konu bir ara isim koymaya geldi. Erkek olursa adının Tan olacağını, henüz kız ismi bulamadığımızı konuştuk. Bu sırada Cem’den fikir geldi. Sanırım iki üç tane kız ismi söyledi ama içlerinden sadece bir tanesini hatırlıyorum; Lâl. Çok güzel bir isimdi. O anda Nursen’le çok hoşumuza gitti. Cem’in eşi Eda, Aydın ve Eylem’de çok güzel olduğunu söylediler. Kız olursa ismi Lâl olabilirdi. O gecenin sonunda eve gidip uyumak üzere yattığımızda karar verdik, kız olursa adı Lâl olacaktı. Erkek olursa da Tan. Nursenin de benimde çok hoşumuza gitmişti ve benimsemiştik. Belki çok erken isim koymuştuk ama olsun hazır bulmuşken karar verdik. Doğumunun üzerinden 3-5 gün geçmesine rağmen ismine karar verilemeyen bebekler var. Biz en baştan hallettik bu konuyu, rahatladık.

Burada Lâl’in anlamını anlatmak istiyorum. Lâl, aslında Arapça’dan geliyor. Anlamı; Türk Dil kurumu sözlüğüne göre “parlak kırmızı renkte, billurlaşmış, saydam bir alüminyum oksidi olan değerli bir taş ve bu taşın renginde olan kırmızı”. Birde genelde bilinen şekliyle Lal var ki bunun anlamı çok çok farklı. Farsça bir kelime ve anlamı “dili tutulmuş, konuşamaz duruma gelmiş, dilsiz” demek. Aynı zamanda isim değil sadece bir sıfat. Yani bambaşka anlamlarda iki kelime. Hala ve hâlâ gibi. Özellikle dikkat edilmesi gereken a harfinin üzerindeki inceltme işareti. Bir ara Türkçe’den bu inceltme işaretleri kaldırılmıştı ama tekrar kullanılmaya başlandı. Çünkü kelimelerin anlamlarını çok değiştiriyor. Aslında, Arapça’da yazılışı da Lâ’l şeklindedir. Ama Türkçe’de Lâl olarak yazılıyor.

İşte kızımız olursa adı bu olacaktı ve çok güzel ve zarif bir anlamı var. Tan’ın anlamı da çok çok güzel. Şahane iki isim seçtik sanırım. İkisini de çok benimsedik.

Diğer yandan soyadımız biraz uzun ve zor sayılabilecek bir soyadı; Tepiltepe. Ben hâlâ telefon işlemlerinde veya birisine adımı soyadımı Tuğkan Tepiltepe diye söylediğimde zorluklar yaşıyorum. İsmim de çok az duyulan bir isim, soyadım zaten sadece bizim ailede var ve neredeyse hiç duyulmamış. Böyle olunca çocuğumuzun isminin kısa olmasıyla rahat edebilecekti. Gerçi Lâl öyle çok kolay bir isim değil ama hiç değilse kısa. Tan Tepiltepe veya Lâl Tepiltepe. Gayet hoş duruyor.

17 Nisan 2012 Salı

Tüp bebeğimiz mucize gibi bir şey


Bizim için biraz mucize gibi bir şey olmuştu Nursen’in hamile olması. Yumurta toplanacağı ay sadece iki yumurta olması, bu yumurtalardan birinin dejenere olarak iptal olması, tek yumurtanın döllenip embriyo haline gelmesi ve bu embriyonun gayet sağlıklı biçimde tutunarak Nursen’in hamile kalması. Hem de ilk tedavimizde. Normalde tüp bebek tedavisinde başarı oranı  %20-30 civarlarında. Ama bu oran bir çok yumurtanın olmasıyla yani transferi yapılacak alternatif yumurtalarla mümkün. Bizim şansımız %10 gibiydi ve %90 şanssızlığımızı ezerek biz kazandık. Olursa olur olmazsa olmaz ne yapalım diyorduk ama oldu işte. Eğer olumsuz sonuçlansa bir daha denemeyi düşünmüyorduk ama öyle bir durumda gene de fikrimiz değişebilirdi. Belki de bu tedavilerin sonucunda doğal yollardan olabilirdi.

Fakat bu başarıda en büyük pay Nursen’in. Tüm sıkıntıları O çekti. Hergün iğne, hatta günde 2-3 iğne, ilaçlar, bu ilaçlarla aldığı hormonlar Nursen’in düzenin alt üst etti. Ama Nursen bunların hepsine göğüs gerdi, sabırlı oldu. Ara sıra cinnet geçiriyormuş gibi olsa da bu çok uzun sürmedi. Bebeğimizin olması için çok dikkatli oldu, yapılması gerek her şeyi tam ve düzgün olarak yerine getirdi.Yani tam anlamıyla Nursen’in sayesinde mutlu bir tedavi sonucuna ulaştık.

Nursen hamile ama esas riskli dönem ilk üç ay bittiğinde sona eriyor. Bu süre içinde düşük riski çok fazla. Gene çok dikkatli olmak zorunda Nursen. Ama o akıllı embriyo niye düşsün ki. Daha cenin olacak, büyüyecek. O kadar zor şartları atlattı ve tutundu bundan sonrada düşmeyip gelişimini tamamlayacak ve doğacak. Bizim akıllı bebeğimiz.

Artık eve gidip akşama hazırlanma zamanı gelmişti. Güzel haber aldığımıza göre akşam kutlayacaktık. Nursen’le beraber çok mutlu şekilde evimize gittik. Biraz dinlenip durumu sindirmeye çalıştık. Çok mutluyduk ve sersem gibi olmuştuk. 3 aylık çektiğimiz eğlenceli sıkıntı, çabalamalarımız sonucunu en güzel şekilde verdi bize. Hayatımız bambaşka bir şekilde değişecek bundan sonra. Hamileliği yaşayacağız Nursen’le beraber. Beraber yaşayacağız diyorum çünkü gerçekten erkeğinde eşiyle beraber yaşaması gereken bir süreç bu. 9 ay sürecek uzun ve güzel hamilelik süreci. Bu dönemi de uzun uzun anlatacağım.

Hazırlandık ve akşam arkadaşlarımızla buluşup rakı içerek kutlamak üzere meyhaneye doğru yola çıktık. Tabii Nursen çok sevmesine rağmen rakı içemeyecekti. Ne yapalım, bebeğimiz daha önemli. Onun yerine ben içeceğim artık ne yapalım.

Masayı donattık, rakıları doldurduk. İlk kadehler aramıza yeni katılacak olan bebeğimiz için kalktı. Hep beraber Nursen’in hamileliği için aldık ilk yudumlarımızı. Sonrasında çok keyifli bir şekilde sürdü akşam. Arkadaşlarımızda bizim mutluluğumuzu en içten şekilde paylaşıyorlardı. 

16 Nisan 2012 Pazartesi

Heyecanla hamilelik müjdesini bekliyoruz


Kahvaltı bitti sofradan kalkıp salona geçtik. Bir şeylerle uğraşmam lazım ki zaman geçsin ama hiçbir şeyle de uğraşamıyorum heyecandan. Kahve içiyorum, çay içiyorum, evin içinde dolanıyorum, gazete okumaya çalışıyorum, birilerine laf yetiştirmeye çalışıyorum ama yok, geçmiyor zaman.

Cem aradı bu sırada. Annemde hep beraber bekliyoruz deyince o da geldi yanımıza. Eşi Eda’da gelmek istedi ama bebekleri olduğu için gelemedi. O heyecanlı bekleyişte Neva’yı getirmek istemediler. Eda, Neva ile kaldı ama Cem  o gün haber alana kadar hep yanımızdaydı. Cem’in gelmesi çok da iyi oldu. Beraberken çok eğleniyoruz ve geyik yapıyoruz. O bekleme sürecide bu şekilde geçiyordu Cem’le birlikte. Hele bir de Nursen’de katılınca geyiklere daha çok eğleniyoruz, zamanın geçmesini bekliyoruz.

Saat 12 olmak üzere. Nursen’in ve benim telefonlarımız elimizde çalsın diye bekliyoruz. Evrim arayacak, o müthiş haberi verecek. Bir yandan da annem, teyzem, Cem devamlı ortaya bir konu atıp kafamızı dağıtma peşindeler. Konuşuyoruz, gülüyoruz ama ben o konuşmaların yarısını anlıyorum yarısı havada kalıyor. Aklım devamlı telefonda ha çaldı ha çalacak diye. Saat 12.00’yi geçti, 13.00’e yaklaşıyor ama hâlâ bir haber yok. Bir saat geçti, bir buçuk saat geçti telefon çalmıyor. Bu sırada arayanlarla konuşmayıp haber beklediğimizi söylüyoruız ve kapatıyoruz telefonu. Nursen’in ailesi de merak içinde arıyorlar devamlı. Annesi ve babası, kardeşleri devamlı arıyor. Onlar da heyecanlı ve merak içindeler. Belli ki onlarda yerlerinde duramıyorlar. Ben neredeyse kafayı yiyeceğim.

Saat 14.00’e yaklaşıyor ve Evrim aramıyor bir türlü. Ne yapacağımı bilemiyorum. Oturuyorum olmuyor, kalkıyorum olmuyor. Dolapta viski vardı, dibinde iki parmak kalmış. Alıp kafama diktim. O da işe yaramadı. En heyecanlı olan benim. Herkes beni sakinleştirmeye çalışıyor. Arada bir telefonun çekip çekmediğini kontrol ediyorum, gayet güzel çekiyor. “Ara hadi Evrim, ara hadi” diye söylenip duruyorum hep. Nursen’de çok farklı değil.

Saat 14.00’ü de geçti ve ben iyice işkillenmeye başladım. Acaba olumsuz bir sonuç var da Evrim o yüzden mi aramıyordu? Saat 14.20 olduğunda Nursen artık son raddeye gelmiş şekilde “Ben dayanamayacağım” diyerek tuvalete koşturdu. Yazık telefon gelir diye tuvalete bile gitmemiş uzun süredir. Giderken telefonunu da yanına aldı hani çalar belki diyerek.
Nursen tuvalette biz salonda beklemeye devam ederken Cem “Galiba telefon çaldı” dedi. “Yok yahu çalsa duyardık” dedim ama birden heyecanlandım. Sonra “Nursen fısır fısır telefonla konuşuyor” dedi. “Hadi yaaaaa” diyerek tuvaletin kapısına koştum. Gerçekten içeride fısıltıyla konuşuyordu. Ama sesinde bir heyecan vardı.

“Aşkım kiminle konuşuyorsun? Ne konuşuyorsun? Cevap versene! Ne oldu?” diyerek kapıyı yumruklamaya başladım. Çatlayacaktım artık. O birkaç saniye geçmek bilmesi. Sanki Nursen içeride saatlerdir telefonla konuşuyormuş gibi geldi. Birden kapıyı açıp dışarı çıktı. Yüzünde çok güzel bir gülümsemeye “Anne oluyoruuummm!!” dedi.

Ben o anda ne olduğumu ne yaptığımı bilmiyordum. Nursen’e sımsıkı sarıldım ve “Seni çok seviyorum aşkım” diyerek öpmeye başladım. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum ama genede birkaç damla akmasına engel olamadım. Tarifi imkânsız bir mutluluktu benim için. Nursen içinde öyle tabii ki. Annem, teyzem hep beraber birbirimize sarılıp o anı kutladık ve birbirimizi tebrik ettik. Ben havalarda uçuyordum. Baba oluyorum. Şahane bir duygu. Annem ağlıyordu sevinçten. Hatta inanın bunları yazarken bile burnumun direği sızlıyor ve o anları hatırlayıp ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Zaten duygusal bir adamdım ama hele ki baba olunca iyice duygusal, keşkül gibi bir adam olup çıktım
.
Hemen telefona sarılıp önce Nursen’in ailesini arayıp haber verdik. Onlarla da telefonda da olsa çok duygusal anlar yaşadık. Çok mutlu olmuşlardı. Arkasından tüm sevdiklerimizi arayıp haber verdik. En güzeli de anneannem oldu. 83 yaşında, beni o büyüttü ve torununun çocuğunu görecek. Yani nine olacak. Çok çok sevindi ve duygulandı. Haber verdiklerimiz başkalarına haber veriyor ve onlar bizi arıyordu. Bayağı yoğun bir telefon trafiği içine girdik ve sevdiğimiz birçok kişiyle sevincimizi paylaştık.

Cem’le birlikte kendimizi dışarı attık biraz rahatlamak için. Birer sigara yakıp “Ohhh beeaa” diyerek şöyle bir nefes aldık. Cem artık işin esas şimdi başladığını, hem çok güzel hem de çok zor günlerin bizi beklediğini anlattı.

Bu arada Evrim’in bizi yaklaşık iki buçuk saat geç aramasının sebebi, sonuçları getirecek kuryenin bir aksilik yüzünden geç kalmasıymış. Ama kurye yüzünden ben fenalık geçiriyordum az kalsın. Olsun geç de olsa o güzel haber geldi ya gerisi önemli değil.

O anlarda ki tek burukluğum babamdı. 9 sene önce kaybetmiştim babamı ve keşke o da yaşasaydı da bu mutluluğu onunla da sarılarak paylaşabilseydim. Olsun nasıl olsa o bir yerlerden bizi görüyor ve sevincimizi paylaşıyordur. 

13 Nisan 2012 Cuma

Karıcığım hamile mi?


Cumartesi günü sabah erkenden tüp bebek merkezine gidip Nursen kan verecekti ve sonucu, o müthiş haberi bekleyecektik.

Uzun tedavi sürecinden, çektiğimiz onca sıkıntı ve stresten sonra artık sonucu alma zamanı geldi. Gerçi sıkıntı, stres dedim ama çok da eğlendiğimiz zamanlar oldu tabii ki. Çok güzel şakalar yaptık, güldük, her şekilde olumlu ve inanarak baktık durumlara.  Nursen’in kuluçka dönemi bitiyor artık. Hep “Olursa olur, olmazsa olmaz ne yapalım?” dedik ve moralimizi hiç ama hiç bozmadık.
Embriyomuzun, Nursen’in rahmindeki hayatı 12 gündür devam ediyor. Biz tutunduğundan eminiz. Bize kalsa test yaptırmaya bile gerek yok neredeyse.

Cuma akşamından planı yaptık. Erkenden kalkıp 9 gibi tüp bebek merkezinde olacağız. Nursen kan verecek hamile olup olmadığını öğrenmemiz için. Sonra anneme kahvaltıya gideceğiz. Önce dışarıda bir yerlerde kahvaltı etsek hem de bir değişiklik olsa diye düşündük ama o heyecanlı bekleyişi evde yaşamak daha uygun olur diye düşündük sonrasında. Teyzem de gelecek ve hep beraber kahvaltı edip Evrim’den gelecek haberi bekleyeceğiz. Akşam ise üç aile; biz, Cem ve eşi, Aydın ve eşi meyhaneye rakı içmeye gideceğiz. Hamilelik durumu varsa kutlamaya, olmamışsa “Eh ne yapalım olmadı. Hadi içelim” demeye.

Cumartesi sabahı kalktık gene rutin ve heyecanlı hazırlanmadan sonra atlayıp gittik tüp bebek merkezine. Ama Nursen her seferinde olduğu gibi gene çok heyecanlı değildi. Ben ise heyecandan çıldırıyorum.  Bizimle tedavinin en başından beri ilgilenen hemşire bizi bir odaya aldı ve kan alma işlemini gerçekleştirdi. O hemşire hep bize “Siz çok olumlu ve pozitifsiniz her zaman. Sizin ki kesin tutacak. İçime öyle doğuyor” diyordu.

Nursen tahlil için kanını verdikten sonra Evrim’le görüşmek için bekledik biraz. Yanımıza geldiğinde onda da ayrı bir heyecan vardı. Çok merak ediyordu sonucu. Bize “Öğlen 12 gibi belli olur sonuç. Ben sizi arar haber veririm” dedi. Daha en az 3,5 saat var haber almamıza. Benim için dayanması çok zor bir zaman. Bu sefer Nursen içinde öyle.

Çıkıp anneme gittik kahvaltıya. Teyzemle birlikte süper bir sofra hazırlamışlar. Daha belli olmamasına rağmen Nursen’e hamileymiş gibi davranıyorum hep. Ama bir yerde de öyle. Sonuçta embriyo rahminde duruyor ve beklide tuttu, gerçekten hamile. Hep beraber oturup sanki gayet normal bir günmüş gibi, hiçbir şey yokmuş gibi kahvaltı ediyoruz. Ama hepmizin içinde bir heyecan var. Benim gözüm devamlı saatte. Hadi 12 olsun diye bekliyorum. Bir bakıyorum saate 10.30 olmuş. Aradan bir saat kadar geçtiğini sanarak bir daha bakıyorum 10.45 olmuş daha. Bir türlü geçmek bilmiyor zaman. Baba olup olmayacağını öğreneceğim kolay mı? Nursen anne, annem babaanne, teyzem de küçük babaanne, Nursen’in annesi ve babası ise bir kez daha anneanne ve dede olacaklar. Hepimiz yeni sıfatlarımızın aktif hale gelmesi için bekliyoruz. 

12 Nisan 2012 Perşembe

Nursen “kuluçka”ya yatıyor, karıcığım 1,5 saatlik hamile


Nursen’in yumurtlamasından sonra artık transferi yapıldığına göre ve embriyo Nursen’in rahminde olduğuna göre artık kuluçkaya yatması gerekiyordu. Kuluçkada yatarak  yumurtanın rahime tutunmasını sağlayacaktı. Yaklaşık 12-13  gün boyunca sürekli yatması gerekiyordu “kuluçkada”. Hiç hareket etmeyecek, sadece tuvalet için kalkacak, devamlı dinlenecekti. 

Hepimiz gene seferber olduk. Yeter ki Nursen iyi olsun, her şey yolunda gitsin, bir aksilik olmasın. Ben ne gerekiyorsa yaparım. Nursen gak dese su guk dese ekmek önünde hazır oluyor. Sürekli kuluçkada, durumu merak edip arayanlara da “Kuluçkaya yattım ben” diye cevap veriyordu. Bir gıdaklaması kalmıştı ama onu doğası farklı olduğundan yapmadı neyse ki.

Beni arayanlara da transfer saatini dikkate alarak artık ne kadar zaman geçmişse ona göre; “Karım 1,5 saatlik hamile” gibi cevaplar veriyordum. Gerçekten öyleydi. Embriyo rahimdeydi ve Nursen potansiyel hamileydi artık. Normal hamileliklerde hafta sayılır, ay sayılır ben saat sayarak işe başladım. “1,5 saatlik hamile, 1 günlük hamile, 72 saatlik hamile” diye bayağı saat sayıyordum. Tabii bi yerden sonra ipin ucunu kaçırdım.

Artık embriyonun, rahim içinde tutunup tutunmayacağını beklemeye başladık. Bu “kuluçka” evresinde bunu sağlamamız gerekiyordu. Gerçi Nursen’de her şey çok iyiydi. Rahim duvarı tutunabilmesi için kalın ve elverişliymiş. Tutunmaması için hiçbir sebep yoktu aslında. Bir de embriyonun böyle bir rahimde ve böyle bir annede tutunmaması için biraz keriz olması lazım. Fıstık gibi yer ve fıstık gibi anne. Her şey onun için mükemmel, bütün şartlar sağlanmış durumda. Nursen de hareket etmeyerek onun sarsılmamasını sağlıyor. Daha ne olsun? Tutunacak tabii ki. Bizden olan bir embriyo tutunmayacak kadar keriz olamaz. Hele ki Evrim böyle güzel, kitaplara girecek kadar güzel bir embriyo yapmışken. Akıllı davranıp güzelce tutunacak, cenin haline gelecek, sonra fetüs olacak sonrada pörtleyecek ve kucağımıza gelecekti. Bizim embriyomuz budur işte. Daha o günlerde “Aman da aman bebeğimiz, Hadi tutun, büyü de gel kucağımıza” diye konuşmaya başlamıştık. Hani bebek anne karnında büyüdükçe konuşmak iyi geliyor ama biz abartıp bayağı erken başladık konuşmaya. Belki o konuşmalar da etkili olmuştur tutunmasında. Hiçbir işe yaramasa bile bize moral oluyordu ve kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlıyordu bu davranışlar. Hem de eğleniyorduk.

Nursen “kuluçka”daydı ama böyle yatmaya alışık olmadığından arada geliyorlardı gene. Kalkmak istiyor, bir şeyler yapmak istiyor, hareket etmek istiyordu. Kolay da değildi tabii devamlı hareketsiz yatmak. Her ne kadar engellemeye çalışsam da gene de arada kalkıp bir şeylerle uğraşıyordu çok hafif hareketlerle. Mesela tuvalete gideceğim diyerek kalkıp başka bir şeylerle uğraştığı oluyordu. O da olayın farkında ve ciddiyetinde olduğu için kendini kontrol ediyordu. O yüzden bende çoğu durumda bir şey söylemeyip müdahale etmiyordum.

“Kuluçka” dönemi boyunca annem 10 gün boyunca bizde kalarak  teşrik-i mesaide bulunuyordu. Son iki veya üç gün kalmadı sadece. Teyzem de gündüzleri gelip yardım ediyordu. Ben erkek başımla ev işlerinin ne kadar altından kalkabilirim ki? Tamam bayağı bir süre bekâr yaşadım, evi çekip çevirmeyi biliyorum ama evli olunca durum biraz daha farklı oluyor. Bekârken sadece kendimi idare edecek kadardı ev işleri ama evliyken artık karım da var evde ve o kadar yeterli olamıyordum. Annem sağ olsun çok yardımcı oldu her konuda ve hiç yalnız bırakmadı bizi. Teyzem de öyle her fırsatta geldi yardıma.

5 günden sonra Nursen iyice sıkılmaya başladı yatmaktan. Buna ek olarak birde evde  bu kadar insana alışık değildi. Tamam bize yardımcı oluyorlardı sağolsunlar ama alışık olmayınca da zor oluyor. Nursen gene yaramazlık yapıp bir şeyler yapmaya kalkınca annem de müdahale ediyordu.

“Ne istiyorsun kızım bana söyle, ben yaparım, sen eğilme, kalkma, hareket etme” gibi uyarılar annemden Nursen’e gidiyordu. Annemin de elinde değil tabii. Kendini tutamıyor. Onda da ayrı bir heyecan var, torun sahibi olacak. Hem de ilk ve son torunu. Nursen bunlardan da sıkılıyordu biraz alışık olmadığı için.

“Tamam anneciğim, o tuttu tuttu hiç merak etmeyin. Tutundu kaldı orada” diye cevap veriyordu. 

Ama gerçekten o dönemde eğilmesi, doğrulması, ağır olmasa bile bir şeyler kaldırması, ani hareketler yapması çok tehlikeliydi embriyo için. Çok nazik bir embriyomuz var, en ufak bir harekette rahatsız oluyor.

Gerçi duyduğum kadarıyla bazı doktorlar hiç bu tip kısıtlamalara somuyormuş anneyi. Rahat rahat, istediği gibi davranmasını söylüyorlarmış. Bilmiyorum ne kadar doğru ama mantıken Nursen’in yaptığı gibi yatarak dinlenmesi  ve hareket etmemesi daha doğru gibi geliyor bana. Sonuçta tutunması gereken bir embriyo var ve o kadar hareket halindeyken nasıl sağlıklı şekilde tutunabilir ki?

 Annem, kesinlikle Nursen’i benden ayırt etmiyordu. “Bir oğlum vardı şimdi birde kızım oldu” der hep. Gerçekten çok seviyor Nursen’i, öz kızı gibi. Hatta birçok durumda benden bile önde tutuyor. Benim pabucum dama atılmış durumda. Her şey Nursen’e, ilgi Nursen’e. Kıskanmıyor da değilim hani.

Transferden sonraki cumartesi değil bir sonraki cumartesi kan testi ile kesin hamilelik durumunu öğreneceğiz. Yani 12 gün “kuluçka” döneminden sonra. Nursen yavaş yavaş ayağa kalkıyordu artık. Bir de biraz yalnız kalmak istedik doğal olarak. Canımız sıkıldıkça, aklımıza geldikçe sevgili embriyomuzla konuşuyorduk. Hatta ben abartıp Nursen’in karnına eğilip konuşuyordum. Ya anlarsa? Sonuçta canlı bir organizma o. Arada Nursen’e “Aaa karnın şişmeye başlamış galiba” diyerek dalga geçiyordum. O günlerde böyle konuşuyordum ama nasıl olsa olacaktı bunlar. Birkaç ay sonrasını söylüyordum. Kesinlikle tutacak ve Nursen hamile kalacak ya hani!

11 Nisan 2012 Çarşamba

Bonservisiyle embriyo transferi


Salı sabahı bayağı bir heyecanlı olarak kalktık. O büyük gün gelmişti. Nursen bugün potansiyel olarak hamile olacaktı.  Güzelce hazırlandık ve çıktık evden. Aslında “yumurtlama” işleminde de oluğu gibi ben Nursen’den daha heyecanlıydım. Nursen sakinliğini koruyordu. Sanki yumurta transferine değil marketten yumurta almaya gidiyorduk. Böyle olması daha iyi aslında. Nursen sakin, rahat, huzurluydu ve bu da işlemler açısından avantajımız olacak.

 Tabii ki annem ve teyzem de geleceklerdi. Gene bizi yalnız bırakmıyorlardı sağolsunlar. Onlarla tüp bebek merkezinde buluştuk. Gene cümbür cemaat gelen sadece biz vardık. Olsun daha iyi oluyordu. Hem bende yalnız kalmamış oluyordum. Yoksa o heyecanla ne yapacağım belli olmaz, zaman geçmez benim için.

Nursen’e daha önce transfere gelirken bol bol su içmesini söylemeyi unutmuşlar. Oraya gittiğimizde bunu öğrendik. Hemen sular geldi, Nursen bardak bardak su içip şişmeye başladı. Ama gene de yetmemiş bu içtiği sular ve transferden önce Nursen’e manuel olarak su takviyesi yapılmış. Nursen’in dediğine göre bu biraz canını da acıtmış. Keşke daha önce söyleselerdi de bizde ona göre bolca içip gelseydik. Bizde derken tabii ki ben de değil sadece Nursen.

Biraz süre geçtikten sonra hemşire gelip Nursen’e “Hadi bakalım gidiyoruz” dedi. Annem ve teyzem Nursen’le öpüşüp koklaşıp yukarı yolladı. Ben Nursen’le birlikte işlemin yapılacağı yerin kapısına kadar gittim. Sarıldım, öptüm ve içeri gönderdim. Kafam çok rahattı. Aysun Hanım ve Evrim yanındaydı. Onlara gerçekten çok güveniyorum. Onların yanında bizimle her zaman çok yakından ilgilenen hemşirelerde var. Hiç gözüm arkada değil. Onların da desteği ve verdikleri moral sayesinde hem Nursen hem ben çok rahattık.

Nursen içeride işlemde biz aşağıda bekleme salonunda heyecanla beklemeye başladık. Zaman geçmek bilmiyor. Aslında çok uzun sürmedi ama bana birkaç gün geçmiş gibi geldi. Gözüm devamlı merdivenlerde. Yukarıdan birisi inip “Bitti” diyecek diye bekliyorum. Sonunda merdivenlerde kırmızı steril kıyafetler giymiş bir çift bacak gördüm, indikçe “İşte geliyor hemşire” dedim ve fırladım. Gülerek bize gelip “Nursen Hanım çıktı. Odada istirahat ediyor” dedi. Ben merdivenleri beşer beşer çıkıp hemen yanına gittim. Yukarı çıktığımda Aysun Hanım ile karşılaştık. Yüzü gülüyordu ve mutluydu. Tedavinin başından beri, Evrim’in de yakını olduğumuzdan aramızda güzel bir samimiyet oluşmuştu. O da çok heyecanlıydı ve çok istiyordu olmasını. Hatta bir seferinde rüyasında bile görmüş. Nursen hamile kalamamış ve çok üzülüyormuş. Daha önce bahsettiğim uzun protokole geçiyormuş ve tedaviye devam ediyormuş. Derler ya; rüyaların tersi çıkarmış. Umarım bizimde öyle olacak.

Nur topu gibi embriyomuz
Bana hemen elindeki ultrason görüntüsünü gösterdi. Şu lisedeki biyoloji kitaplarında gördüğümüz gibi bölünmüş bir hücre resmiydi. Hiç bilmeden baksam o günlerdeki hiç sevmediğim biyoloji dersini hatırlayıp “Offf gene mi bu resimlerden” deyip atardım herhalde. Aysun Hanım heyecanla “Bakın Tuğkan Bey. Bu embriyonun ultrason görüntüsü. İşte bunu Nursen Hanım’a transfer ettik. Embriyo kitaplara konulacak kadar güzel ve sağlıklı. Çok çok güzel. Nursen Hanım’ın da rahmi bu embriyonun tutulması için çok sağlıklı ve iyi durumda. Çok başarılı bir transfer oldu. Her şey çok güzel gitti ve Nursen Hanım da çok iyi” dedi. İçimden “Eline sağlık Evrimcim ne güzel yapmışsın embriyoyu” diye geçirdim.  Nasıl sevindiğimi anlatamam. Aysun Hanım’dan embriyo görüntüsünü rica ettim. Saklamak istiyordum. Bebeğimizin ilk fotoğrafıydı sonuçta. Hâlâ da duruyor o görüntü “Vay bee.. O halden bu hale geldi” diyerek bir görüntüye bir kızımıza bakıp hayret ediyoruz.

Elimde embriyo görüntüsü ile birlikte koşarak Nursen’in yanına gittim. Yatakta öylece sakin sessiz yatıyordu. Yüzünde rahatlama ve mutluluk vardı. Çok güzel görünüyordu ve çok iyiydi. Gidip sarıldım, öptüm. Elimdeki görüntüyü gösterdim ve Aysun Hanım’ın dediklerini söyledim Nursen’e. Bunları duyunca daha da bir rahatladı. Artık potansiyel anneydi. Biraz sonra Evrim’de geldi yanımıza. Transferin çok başarılı geçtiğini ve her şeyin çok güzel olduğunu o da söyledi.
Transfer gerçekleştiğine göre bu tedavi ve işlemler için verdiğimiz ücret bu embriyonun bonservis ücreti oluyor bu durumda. İyi bir bonservis ücreti ile artık bebeğimiz olacaktı.
Yaklaşık bir saat kadar oda da dinlendi Nursen. Bu sırada annem ve teyzem gelip gördüler, Nursen’in ailesi aradı onlarla konuştuk. Herkes rahatlamıştı ve ayrı bir sevinç içindeydi. Nursen’in ailesi  başka şehirde olduğundan daha çok merak ediyordu. Uzakta olunca akılları bizde kalmıştı tabii. Güzel haberi alınca onlarda rahatladılar. Yanımızda olamasalar da oralardan verdikleri destek bile bize iyi geliyordu. Nursen’in kardeşi Çiğdem ve eşi de tesadüfen bu işlemler sırasında Ankara’daydı. Onlar da yanımıza geldiler. Nursen için daha da fazla moral oldu tabii.

Artık çıkıp eve gitme zamanı geldi. Nursen kalktı, yavaş yavaş giyinmesine yardım ettim ve odadan çıktık. Arabaya binip doğru eve. 

10 Nisan 2012 Salı

Nur topu gibi embriyomuz var artık


Nursen’in yumurtlamasından ve benimde malzemeyi vermemden sonra evde heyecanla embriyo transferinin yapılacağı günü beklemeye başladık. Cumartesi günü yumurtladı, salı günü de transfer işlemi gerçekleşecek. Bu süre içinde de iş tamamen Evrim’de. Biz malzemeyi ona verdik artık o da embriyo haline getirip transfere hazırlayacak. Arada Evrim’den haber geliyor. Embriyoların hazır olduğunu, büyümesini beklediğimizi haber veriyor. Her şey Evrim’in kontrolü altında. İki gün sonra çok güzel iki tane embriyo olduğunu söyledi. Bizde heyecan katsayısı daha da artmaya başladı. Bu çok güzel bir haberdi, iki tane yumurta ve ikiside embriyo oluyor. Yani iki embriyo transferi olacak. Tabii hemen arkasından aklımıza gelen “Ahaa!! İkiz olacak galiba!”

Her şey çok güzel gidiyor. Nursen’in morali çok çok iyi. Keyfini yerinde tutmak için hepimiz seferber olduk. Bir dediği iki olmuyor, çok güzel dinleniyor, rahat, çok güzel besleniyor. Yani transfere çok güzel hazırlanıyor.

Pazartesi günü Evrim aradı ve embriyolardan birinin dejenere olduğunu ve daha zayıf göründüğünü söyledi. Birçok kişi de 10’dan fazla yumurta oluyor, tedavi süresince o yumurtaların neredeyse hepsi olgunlaşıyor, içlerinden dölleyecek birçok yumurta çıkıyor ama bizim şansımıza oluşan iki yumurtadan birisi iptal olmuş. Gerçi bazılarında o kadar yumurtadan hiç birinin işe yaramadığı da oluyormuş.  Hiç önemli değil. Aysun Hanım daha önce dediği gibi “Bir yumurta olsun ama kaliteli olsun. O bize yeter”. Bizimki de aynen öyle işte. Doğal köy yumurtası gibi güzel bir tane yumurtamız var.

İş artık tek embriyoya kalmış gibiydi. O tutacak nasıl olsa. Hem Aysun Hanım’ın söylediğine göre tutmaması için hiçbir sebep de yok. Nursen’de gereken her türlü şart çok çok iyi durumda. Embriyo’nun yeri hazır ve gelmesini bekliyor. Eklemem gereken bir şey; çok sonradan, bebeğimiz doğduktan sonra öğrendik ki meğerse yumurtalardan biri zaten en başta iptal olmuş. Evrim moralimizi bozmamak için bunu söylememiş.

Embriyo olarak, laboratuvarda da olsa artık potansiyel bir bebeğimiz var. Tüp bebek olduğuna göre sanırım “tüp”de büyüyor. İşlemin adı “tüp bebek” ya hani, anca bu kısımda tanımlayabildim veya bir yere oturtabildim. Tedavinin başından beri “tüp”le ilgili hiçbir şey olmadı, peki nereden geliyor bu “tüp bebek” adı?

Biz bir heyecan bir heves var ki çok acayip. Embriyomuzu çok merak ediyoruz.  “Gidip bebeğimizi görelim. Yazıktır yalnız kalmasın oralarda tüpün içinde” diye Nursen’le şakalaşıyorduk. Şaka falan ama aslında gerçekten merak da ediyorduk. Bu şakayı Evrim’e de  yapalım diye dayanamayıp aradık “Evrim biz gelip bebeğimizi görmek istiyoruz” dedik. O da güldü bu isteğimize. Sadece gülüp geçer diye düşünüyorduk ama “E gelin görün isterseniz” dedi. Bunu hiç beklemiyorduk. Birden afalladık. Haydaaaa!! Böyle bir şansımız var. Tabii Evrim’den torpilliyiz ya ondan. “Yok yok! Biz sadece şaka yapıyorduk. Görmeyelim. Nasıl olsa senin elinde. Gözümüz arkada değil. Sağol” dedik. Görsek sanki ne olacaktı ki? Hatta sanırım anca mikroskopla görülebilecek durumda.

Tek yumurtadan tek embriyo, hem de çok güzel gelişen bir embriyo. Şansımız çok iyi gidiyordu. Her şey yolunda olunca umudumuz daha da arttı. 

9 Nisan 2012 Pazartesi

Karıcığım “yumurtladı”


Tam hatırlamıyorum ama hemen hemen 20-25 dakika sonra Aysun Hanım yanımıza geldi. İşlemin çok başarılı geçtiğini, beklediğimiz gibi 2 tane yumurta alındığını ve gayet iyi göründüklerini söyledi. Nur topu gibi iki yumurtamız olmuştu. Nursen’i hasta odasına almışlar ve ayılmak üzereymiş. Biraz beklememizi ve Nursen’in geleceğini söyledi. Dediği gibi birkaç dakika sonra Nursen aşağı indi. Biraz halsiz görünüyordu ama gene de iyiydi.

Yumurta toplama işlemi bayıltarak yapıldığı için hiç öyle arkadaşının yaşadığı ızdırabı çekmemiş. Zaten bayıltmadan yapılan yumurta toplama işlemi çok eskilerde kalmış. Artık bütün yumurta toplama işlemleri bayıltarak yapılıyormuş. Düşünsenize tavuk yumurtlarken ne biçim gıdaklar, avazı çıktığı kadar. Demek ki ne kadar acı çekiyor.  Gerçi hiç alâkası yok tabii yumurta toplama işlemiyle ama sonuçta iki durumda da yumurta çıkıyor ya hani o bakımdan aklıma geldi.  Nursen’in söylediğine göre tek ağrı, sonrasındaki 2-3 gün süren regl sanıcısı gibi bir sancıymış. Bunu da Aysun Hanım’a sorduk ve gayet normal olduğunu söyledi.

Beklerken benim gene çenem durmadı ve “Amanda benim karıcım yumurtlamış!!” dedim ve bu şakayla bayağı eğlendik. “Benim karım tavuk gibi yumurtlamış. İki tane yumurtası olmuş. Amanda aman. Gıdaklandın mı aşkım yumurtlarken? O kadar iğnelerle, ialçlarla olgunlaşsın diye uğraştık, çift sarılı olmuştur belki” diye işi artık tamamen şakaya vurduk. Stresimiz bitti ya artık işin eğlence kısmına geldik. İyi de oldu, sayemizde yanımızda heyecanla ve ne yapacağını bilemeden, stresli, sıkıntılı bekleyen 2 çiftin daha gülmesine sebep olduk. Belki onları da bu şekilde eğlendirerek biraz moral vermişizdir. Umarım öyle olmuştur da onlarda moralli ve biraz rahatlamış şekilde işleme girerler. Artık embriyo transferine kadar bu şakayı hergün birkaç kere yapıyorduk. Durumu merak ederek bizi arayan, ziyarete gelen, görüştüğümüz herkese “Nursen yumurtladı” diye durumu anlatıyorduk. Tüm çevremizde artık şaka konusu oldu bizim 2 tane yumurta. Artık Nursen embriyo transferine kadar dinlenecek.

Bu arada yeni bir bilgi daha öğrendim. Eğer anne ya da babada genetik bir rahatsızlık varsa (Akdeniz Anemisi v.b.) mevcut embriyoların genetik incelemesi yapılarak hastalık olmayan embriyo seçilip transferi yapılabiliyormuş. Burada embriyoyu çoğul olarak yazdım çünkü bu işlem en sağlıklı birkaç embriyoya uygulanıyor ve içlerinden sağlıklısı seçiliyor. Böylece anne veya babada bulunan genetik rahatsızlığın bebekde devam etmesinin önüne geçilebiliniyor. Neyse ki ne Nursen’de ne de bende böyle bir genetik rahatsızlık yoktu. Olsa da bizde zaten iki tane yumurta olduğundan ve dolayısıyla iki tane embriyo oluşabileceğinden çok  az alternatifimiz vardı.  Tabii ki bu işlemde tedavi haricinde ayrı bir maliyet gerektiriyor. Özellikle belirtmek istiyorum ki bu ve bunun gibi bilgileri sadece Aysun Hanım’dan dinlediğimiz kadarıyla veya okuduğumuz, izlediğimiz yayınlardan öğrendiğimiz kadarı ile aktarıyorum. Sonuçta herhangi bir uzmanlığım yok. Belki biraz eksik, hatalı olabilir.

8 Nisan 2012 Pazar

Yumurtalar toplanıyor ve malzemeyi veriyorum


Ve o gün geldi. Cuma akşamı heyecanlı ve düşünceli şekilde, kendimizi yumurta toplamaya hazırlamış şekilde uyumaya çalıştık. Tedavi bitti. Gerçi Nursen için tedavi olmasa da yeni bir süreç başlayacaktı ama artık o boğucu iğneler ve ilaçlar gittikçe azalacak hiç değilse. Sabah kalkıp, her gün yaptığımız rutin sabah hazırlanmasını yapıp sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalıştık. Sakin olmaya çalışıyoruz ama heyecanda hâd safhada. Gerçi Nursen o kadar heyecanlı değildi. Esas heyecan bendeydi. Çaktırmamaya çalışsam da içim içimi yiyordu. Evden çıktık ve tüp bebek merkezine gittik. Annem ve teyzem bizden önce gelmişler bekliyorlar. Onlarda da yüzlerinden okunan müthiş bir heyecan. Bizim haricimizde birkaç çift daha vardı yumurta toplatacak. Herkes birbirine çaktırmadan bakıyor, psikolojilerini anlamaya çalışıyordu. Şehir dışından bu tedavi için gelenler bile vardı. Farklı illerden kalkıp gelmişler bebek yapma umuduyla. Umarız hiçbirimizin umutları boşa çıkmaz ve hepimiz hayallerimize kavuşuruz. Yalnız şöyle bir durum vardı ki tahmin ettiğimiz gibi kimse bizim kadar kalabalık gelmemişti. Olsun biz böyle bir aileyiz işte.

Sıramız geldi ve hemşire Nursen’i alıp yukarı götürdü. Bende yanında işlem yapılacak odanın kapısına kadar gittim ve öperek odaya gönderdim. Morali çok iyiydi Nursen’in. Nursen içeri girdikten sonra kapıda Aysun Hanım’la da karşılaştım. Ayak üstü konuştuk biraz. Operasyonun 25-30 dakika süreceğini söyledi. O da moral verdi, heyecanımı biraz olsun azalttı. En başından beri zaten kendisine çok güveniyorduk. Hem Evrim’de hiç yalnız bırakmadı ve işlemde o da olacaktı. İçim çok rahattı. Diğer hemşirelerde tedavimizin başından itibaren çok cana yakın ve ilgiliydiler bizimle. İşlerinde iyi ve anlayışlıydılar. Hepsinden çok memnunduk. Onlarında Nursen’e her şekilde yardımcı olmaları beni rahatlatıyordu. Olup bitecek operasyon ve rahatlayacaktık. En azından embriyo transferine kadar.  

Ben aşağıya indim ve beklemeye başladım. Beni de çağıracaklardı embriyonun oluşması için gerekli malzemeyi vermek üzere. Esas temel malzeme bende tabii. O kadar kendime ve yaşam tarzıma dikkat ettim, çok güzel beslendim ve artık sonucunu alma zamanı geldi 3 aylık çalışmanın. Malzemeyi vereceğim, içinden en iyisini seçilecek ve Nursen’in müthiş yumurtası ile birleştirilerek embriyo haline gelecek. Bütün bu işlemleri de Evrim yapacak. Aslında böyle yakın bir arkadaşımızın bu işlemi yapması bizim için özellikle benim için  biraz garip oluyor ama ne yapalım? Elimden geldiği kadar doğal davranmaya çalıyorum.  Biraz sonra hemşire geldi, beni de yukarı götürdü, yeri gösterdi ve bende üzerime düşen görevi yerine getirdim. Sonra tekrar aşağı indim ve Nursen’i beklemeye başladım. Aşağı indiğimde herkes durumun farkındaydı ve sanki dalga geçercesine içten içe gülüyorlarmış gibi geldi bana. Sanki onların başına gelmeyecekti. Ama ben hiç bozuntuya vermeden, gayet normal bir durum olarak göstererek bir yere oturdum.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Yumurta toplama zamanı geldi


Artık tedavinin sonuna yaklaşıyoruz. Birkaç gün sonra Nursen’den olgunlaştırdığımız, iğnelerle, ilaçlarla besleyip büyüttüğümüz yumurtalar toplanacak. Bu işlem için son iğneleri de yaptım ve o günü bekliyoruz. Daha öncede dediğim gibi şansımıza Nursen’de o ay 2 tane yumurta oluştu. Öyle kişiler varmış ki 15-20 yumurtası oluyormuş. O kadar çok yumurta olunca alternatif çok daha fazla oluyor tabii ki. İçlerinde iyisinin de iyisi çıkıyor. Tabii burada önemli olan yumurta sayısı değil kalitesi. O kadar çok yumurtadan kaliteli olan bir tane bile çıkmadığı durumlarda olabiliyormuş  Aysun Hanım’ın dediğine göre. “Bir tane yumurta olsun ama çok kaliteli olsun yeter” diyordu bize. Nursen’de ki iki yumurtadan hiç değilse bir tanesi kesin iyi çıkacak ve döllenip rahme konacak. O da tutacak. O kadar eminiz sonuçtan.

Yumurta toplama işlemi deyince gözümün önüne sanki Aysun Hanım eline küçük bir kepçe alıp yumurtaları alacakmış gibi bir görüntü geldi. Aslında zor ve kadın için sancılı bir işlem. Daha önce yaptıran bir arkadaşımıza sorduk. Onu bayıltmadan direkt toplama işlemi yapmışlar ve gerçekten çok eziyetli bir işlem olmuş. Nursen’e mutlaka bayıltarak yaptırmasını söylemiş. Heyecanla o günü beklemeye başladık. Cumartesi günü tüp bebek merkezinde hemen hemen sadece bu işlem yapılıyormuş. Zor ve heyecanlı bir gün olacaktı. Annem ve teyzemde bizimle gelmek istediler. Yanımızda olmak istiyorlardı. Hani Nursen’in bir şeye ihtiyacı olursa ben erkek olarak müdahale edemeyebilirim diye düşündüler. Haklıydılar aslında, ne olur ne olmaz. Nursen’e de söylediler gelmek istediklerini. Belki Nursen istemeyebilir, sadece beni isteyebilir yanında. Nursen de “Olur tabii gelin lütfen” deyince bu sefer hep beraber cumartesi gününü beklemeye başladık. Sabah 9 gibi tüp bebek merkezinde olacaktık. Orada buluşuruz cümbür cemaat dedik. Bir yandan da o kadar kalabalık gidip komik duruma düşmeyiz inşallah diye düşünüyorduk. Acaba bizim gibi böyle ailece gelenler var mıydı? Aman ne olacak ki? Ne güzel yalnız değiliz işte. Bize destek olan ailemiz var yanımızda. Keşke Nursen’in ailesi de Ankara’da olsaydı da onlarda gelebilseydi bizimle. Ne güzel olurdu. Onlarda her telefonla konuştuğumuzda bize moral verdiler, destek oldular.

Bu sırada evlilik yıldönümümüzde geldi. Tam tedavinin son günlerine denk geldiği için çok özel bir şey yapamadık Nursen’le. Kendi aramızda küçük bir yemek ile kutladık. Ama birbirimize aldığımız hediyeleri söylemem lazım ki bu durumda bile ne kadar keyfimize ve zevkimize düşkün olduğumuzu görün. Nursen bana Rakı Ansiklopedisi aldı. Bende iki rakı kadehi ve karaf aldım. Tedavi bittiğinde gene rakı keyfimi yapabilecektim. Aslında bunu Nursen’le beraber yapmak benim için en büyük keyif ve zevk,  ama sanırım bir süre daha yapamayacağız. Bir süre dediğim bebek doğup Nursen’in süt vermeyi bitirmesine kadar. Olsun nasıl olsa o gün gelecek. Kadehler ve karaf hiç kullanılmadı ve baş başa rakımızı yudumlayacağımız o günü bekliyorlar. Fakat ben Rakı Ansiklopedisini okumaya başladım.


6 Nisan 2012 Cuma

“Tüp” bebeğimize isim düşünmeye başladık


Artık ne kadar eminsek bebeğimiz olacağına isim bile düşünmeye başladık. Daha öncede dedim ve sık sık tekrarlayacağım çünkü çok çok önemli;  psikolojimizin iyi olması çok önemli tüp bebek yaparken. Hep olumlu düşünmemiz, olacakmış hatta olmuş gibi davranmamız bizi hep olumlu yönlendirdi ve sonucun başarılı olmasını sağladı.
İsim düşünüyoruz ama ciddi bir durum yok.

“Tüp bebek olacak ya adı İpragaz olsun”

“İkiz olursa birinin adı Aygaz diğerinin adı İpragaz olsun”

“Erkek olursa Beled, kız olursa Belediye koyalım”

“İkiz olursa, üstüne üstlük ikisi de kız olursa Başak ve Billur koyalım.”

“Vurmalı enstrümanlara meraklıyız ya. Birinin adı Kahon diğerinin adı Bendir olsun” 

Bir gece uyumak üzere yatağımıza yattığımızda ilk kez benim aklıma ciddi bir isim geldi. Ama sadece erkek ismi olarak geldi aklıma. Nursen’e dönüp “Hayatım erkek olursa adı Tan olsun mu?” dedim ve hemen ekledim “Anlamı bence çok güzel. Güneş doğmadan önceki alacakaranlık demek. Ama ben bir anlam daha yükledim `Tuğkan and Nursen`in ilk harfleri. Sence nasıl?" Nursen’in de çok hoşuna gitti ve benimsedi. O anda kararımızı verdik. Erkek olursa adı Tan olacak. Bu arada hâlâ bir hamilelik durumu yok. İlk kez ciddi olarak bir isim düşündük ve karar verdik. Kız olursa ne olacağına dair fikrimiz henüz yok. Düşünüyoruz ama aklımıza bir isim gelmiyor.

Bu arada sonradan fark ettim ki Tan isminin benim için başka bir anlamı daha varmış. Babamın adı Tayfun, benim adım Tuğkan. İkimizinde adı T harfi ile başlayıp N harfi ile bitiyor. Bebeğimizin adı da Tan olursa o da T ile başlayıp N ile bitecek. Böylece üç nesilin isimleri aynı harflerle başlayıp bitmiş olacak. Tesadüf oldu ama çok güzel bir tesadüf. Aynı zamanda annemin adı da Tülin. O da T ile başlayıp N ile bitiyor. Benim adımı da annem ve babam özellikle buna uysun diye Tuğkan koymuşlar zaten. Ama eğer erkek olursa üç nesil erkeklerin isimlerinin de böyle olması gerçekten çok hoş bir tesadüf olacak.

Nursen mitolojik bir isim de olabilir diye düşündü. Güzel fikirdi ama ne olabilirdi ki? İnternetten araştırma yaptı, inceledi ve mitolojik hiçbir ismi beğenmediğini söyledi. Bu fikir de çıktığı gibi bitti.

Bu arada kendimizi hamilelik sürecine de hazırlıyorduk. Transferden sonra tutacağından o kadar eminiz ki! Sanırım sadece Nursen değil bende hamile kalacaktım. Çünkü her şeyi beraber yaşayacaktık. Hamilelik sürecinde neler yapacağız, nasıl geçecek diye hep düşünüyoruz hayâller kuruyoruz. Aslında bu durum ile ilgili hiçbir fikrimiz yok. Sadece kendimizce mantık yürüterek düşünüyoruz. Bu sürece çiftlerin hazırlanması gerçekten çok önemli çünkü çok hassas ve dikkatli geçirilmesi gereken bir süreç. Sadece anne adayı değil baba adayı da hamilelik sürecinin bayağı içinde yaşıyor. Belki de tüp bebek tedavisi içinde olduğumuz için biz bu sürece kendimizi daha kolay hazırladık. Hani doğal yollardan olup, Nursen’in bana gelip  “Aaa görüyor musun bak ben hamileyim kocacığım. E hadi bakalım şimdi ne yapacağız?” deyip benim fenalık geçirerek sevinme durumunu yaşasak belki bu kadar hazırlıklı olamayabilirdik. Ama geçen zaman içerisinde mutlaka o düzene ve o süreci yaşamaya ayak uydurmak gerekiyor. Hem kadın hem erkek açısından. Yaşadığımız bu süreci de uzun uzun anlatacağım zaten. 

5 Nisan 2012 Perşembe

Ya ikiz olursa


Bu arada bir düşüncemizde ikiz olma olasılığıydı. Sonuçta tüp bebek olduğu için ikiz olabilirdi. Nursen’e yaşından dolayı iki tane embriyo transfer edilebiliyor. Zaten yumurtada 2 tane. Neyse ki üçüz olma şansı yok. Tek embriyo olup bir mucize ile çift yumurta ikizi de olabilirdi tabii. Haydi bakalım o zaman ne olacak? Düşüncemiz tabii ki iki tane bebeğimizin olması değil, olduktan sonra bebeklerin hayatını, gelişimini, eğitimini nasıl sağlayacağımız esas sorun olacaktı. Gerçekten zor olacak. Hele ki 40 yaşında bebek sahibi olup bir de ikiz olunca. Evde iki bebek ağlaması, iki bebeğin altını değiştirme, iki bebeğin banyosu…. Oturduğumuz ev kutu gibi. Eve nasıl sığarız acaba diye de düşündük (ki şimdi tek bebeğimiz olduğu halde bile eve sığmamaya başladık). Hemen kafamızda planlar dönmeye başladı. Ranza yaptırırız, modüler mobilyalar ve eşyalar kullanırız. Önce eğer ikinci embriyo da tutarsa birisini sonlandırsak mı diye düşündük. Ama öyle yapmaya içimiz el vermez ki! O da bizim bir parçamız. Olursa olur ne yapalım. En güzel şekilde ikisini birden büyütürüz. Ya ikiz olursa diye anneme söylediğimde “Ah keşke olsa bakarız, büyütürüz” dedi. E hadi bakalım dedik. Nursen’in anne ve babasına söylediğimizde onlar da “Olsun olsun, ne güzel olur. Büyürler beraber” dediler. Olası bir ikiz durumunda destek çok güzel. Cem’le ben dertleşiyorduk ara sıra. Çok yakın arkadaşım olduğundan gayet rahat dertleşebiliyordum.  Onun da bir kızı var. Cem’de “Amaaan ne olacak üçü beraber büyürler” diye destek verdi. Ne kadar şanslıydık. Yakınlarımız hep destek veriyor. Böyle olunca moralimiz yükseliyor “İkiz de olursa olsun. Ne güzel olur. Amanda aman” demeye başladık. Sanki bu arada embriyo transferi yapıldı da, ikisi de tuttu da, ikiz bebeklerimiz olması kaldı. Ama ihtimali bile düşündürmeye yetiyor. 

4 Nisan 2012 Çarşamba

GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) bebek


Bu sıralarda GDO’lu besinler gündemdeydi. Tüm basın bunları konuşuyordu. Besinler GDO’lu oluyor, genetiği ile oynanıyor diye bir sürü haber vardı. Bir gün serviste, işten eve dönerken gene kafamda ilaçlar, tedavi, ne olacak, nasıl olacak diye düşünceler dönüp duruyordu. Birden aklıma bu tedavi sürecinde Nursen’in de hormonlu ilaçlar aldığı tekrar aklıma geldi. Ne kadar zor, iyi dayanıyor karıcım benim derken “E şimdi bu durumda bizim bebeğimiz de mi GDO’lu olacak” diye bir şaka aklıma geldi ve kendimi serviste boş boş gülerken buldum. Bari tek başıma gülmeyeyim deyip Nursen’i aradım ve “Karıcığım bu kadar hormon ve ilaçla bizim bebeğimiz olursa GDO’lu mu olacak” diye sordum ve “Yuuh aşkım yaaa!!” diye bir tepki gösterdi ve başladık bu sefer beraber gülmeye. Sonra Cem’i arayıp söyledim “De get yaa” deyip gülmeye başladık. Sonrasında birkaç gün aramızda “GDO’lu bebeğimiz olacak” esprisi devam etti. Hem tüp hem GDO’lu bebeğimiz olacak, nasıl bir şey çıkacak acaba?

İğneler ve ilaçlar bunaltıyor


Bu kadar yüksek moralle süreci yaşasak da, eğlenceli hâle getirmeye çalışsak da sonuçta bu iğneler ve ilaçlar neredeyse tamamen hormondu. Nursen’in vücuduna sürekli hormon giriyordu ve bu vücudunda, metobolizmasında değişiklikler yaptığı için psikolojisi de bozuluyordu. Gerçekten çok çok önemli ve zor bir tedavi sürecinden geçiyordu. Her ne kadar ben elimden geldiği kadar destek olmaya çalışsamda bazı durumlarda psikolojisinin bozulmasına engel olamıyorduk. Birkaç kere Nursen’e “iyi saatte olsunlar” durumu geldi. Çıldırma aşamasına yaklaştı. İlaçları attı, “yeter artık nedir bu eziyet” diyerek feryât etmeye başladı, “Sırf sen istedin diye çekiyorum ben bu eziyeti. Bıktım artık” demeye başladı, çok bunaldı, sıkıldı, hayatı kısıtlandığı için rahatsız oldu. Tabii ki sırf ben istediğim için değil kendiside çok istiyor. Sadece moral bozukluğu ile bu şekilde tepkiler verdi. Bunlar gâyet normal tepkilerdi. O kadar hormonu yersen olacağı bu. Ben hep soğuk kanlılığımı korumaya çalışarak Nursen’e destek olmaya çalıştım, moral vermeye çalıştım, sakinleştirmeye çalıştım, konuştum, dertleştik, soncunu hâyâl ederek teselli etmeye çalıştım. Genelde başarılı da oldum. Ama öyle zamanlar oluyordu ki bana da geliyorlardı. Benimde tahammül sınırım azalıyordu. Her ne kadar Nursen’i üzmemeye çalışsam bile elimde olmadan da olsa üzüyordum. Ufak tefek tartışmalar, atışmalar oluyordu. Süreç benim içinde kolay değil. Bende ne olacak, nasıl olacak diye düşünüyorum devamlı. İyi ki bir de o hormonları ben almıyordum. Yoksa mümkün değil dayamazdım. Nursen kadar tahammül sınırım yüksek ve dayanıklı değilim. Ama hep en kısa yoldan ve uzatmadan hallediyorduk, tatlıya bağlıyorduk. En önemli telkinimiz ise sonucunun ne kadar güzel olacağını düşünmek oluyordu. Hamilelik süreci, bebeğimizi kucağımıza alcağız günler bize güç veriyordu ve daha moralli, enerjik, olumlu olmamızı sağlıyordu. 

3 Nisan 2012 Salı

Keşke daha fazla kumaşla çalışabilseydik!


Bu süreç içinde Dr. Aysun Hanım’a giderek kontrollerimizi de ihmal etmiyorduk. Aysun Hanım hem gelişmeleri takip ediyor hem de zaman geçtikçe iğnelerin dozunu değiştiriyor, yeni iğneler ve ilaçlar veriyor, tedaviyi en güzel şekilde sürdürüyordu. Bu sırada yavaş yavaş tedavinin sonuna geliyoruz. Nursen’den yumurta toplama işlemine 1 ay kadar süre kaldı. Bir önceki ay Nursen’de 5 tane yumurta varken son bir aya girdiğimizde şansımıza 2 tane yumurta oldu. Tabii bu durumda alternatifimiz biraz olsun azaldı. Bu 2 yumurta üzerine yoğunlaşmamız gerekiyor.
 Artık yumurtaları olgunlaştırma çalışmaları başladı. Yeni bir iğneye başladık. Bu iğne sayesinde mevcut olan iki tane yumurtanın olgunlaşarak daha bir embriyo olması amaçlanıyor. Yeni iğnemize ve yeni şakalarımıza başladık. Yumurtalar olgunlaşacak, kocaman olacak diye uğraşıyoruz.

Bir akşam iğne yaparken Nursen’in aklına çok parlak bir fikir geldi; “Yumurtaların olgunlaşması için iğnelere ne gerek var ki? Olgunlaşma Enstitüsü’ne gönderelim daha iyi olgunlaşsınlar.” Süper fikirdi ama iğne yaparken söylenmez ki! Gülmekten gene iğneyi zor yaptım.
İki tane yumurta olunca Aysun Hanım laf aralarında bizi herhangi bir olumsuz duruma karşı hazırlıyordu. Tutmazsa bir daha deneriz, yöntemi değiştiririz, şu şekilde uygulamalar yaparız gibi. Öğrendik ki aslında bize en temel ve kısa olan tedavi şeklini uyguluyormuş. Tutmadığı takdirde biraz daha ağırlaştırılmış olan uzun tedavi yöntemine geçeriz dedi. Kısa olanı 3 ay sürüyor uzun olanı ne kadar sürüyordu acaba? Bunlara kısa protokol ve uzun protokol deniyormuş. Uzun protokolde daha fazla iğne, daha fazla ilaç, daha çok sıkıntı, bayağı zor olurdu sanırım.

Her zaman ilk seferde tutmayabiliyor. Sorun kadında da olabilir, erkekte de. İlk tedavinin etkileri devam edeceğinden ikinci denemede tutma ihtimali çok daha yüksek olabiliyor. Çünkü hazır bir tedavinin üstüne eklemeler oluyor. Erkek üzerinde de ikinci seferde bir takım tedaviler uygulanıyor. Bunları hiç merak edip sormadım bile.

Aysun Hanım  hem olacağı yönünde moral veriyor hem de herhangi bir aksilik durumuna karşı bizi hazırlıyordu. Aslında hiç gerek yoktu gibi geliyordu bize bu telkinler. Biz çok emindik ilk seferde tutacağından, çok inanıyorduk. Çünkü tedavi çok güzel gidiyordu ve bizim moralimiz çok yüksekti. Hadi tutmazsa da büyük ihtimalle bir daha denemeyecektik zaten. En azından o zaman ki düşüncemiz buydu. 

Aysun Hanım’ın bizi olumsuz duruma karşı teselli ederken bir benzetmesi vardı ki, bizim için ilginçti ve aramızda şaka konusu olmuştu. Hep “Mümkün olduğu kadar fazla kumaşla çalışmamız lazım”, “Keşke daha fazla kumaşla çalışabilsek” gibi benzetmeler kullanıyordu. Burada ki kumaş Nursen’de ki yumurta sayısıydı. Tüp bebek mi yapıyorduk, bedenimize göre İngiliz kumaşından bebek mi diktiriyorduk? Ama neyse ki kumaş diye diye sonunda kumaş işlenecekti.

Hem Aysun Hanım ve Evrim’den, hem çevremizden tüp bebek ile ilgili olumlu şeyler duyduğumuz kadar olumsuz durumlarda duyuyorduk. Defalarca denenip olumlu sonuçlanmayan tedaviler vardı. Tedavimiz olacak, gerekli işlemler yapılacak, Nursen hamile kalacak ve bir bebeğimiz olacaktı. Bu düşünceden hiç vazgeçmedik. Kumaş falan umurumuzda değildi. Tek kumaş olsun bizim olsun. Nursen onu Aysun Hanım’ın da desteğiyle en güzel şekilde teğeller, biçer ve diker nasıl olsa. Biraz megolomanca olacak ama sonuçta kumaşın imâlatı çok iyiydi. Nursen imâl ediyor nasıl olsa. Bende takviye yapınca olumsuz olacak hiçbir durum yok. 

2 Nisan 2012 Pazartesi

İğne yaparken “Hakkı Amca Metodu”

Bir gece Nursen’e “Bir zamanlar bizim sağlık memuru Hakkı Amca vardı. İğnelerimizi hep o yapardı. Yaparken de üflerdi. Tam iğneyi batıracağı zaman püfff diye üfler ve iğneyi hissetmezdik. Eli de hafifdi ve çok güzel iğne yapıyordu. Bende öyle yapmayı deneyeceğim bir dahaki sefere” dedim. Nursen tepkili bir şekilde “Ne o öyle. Olmaz öyle şey. Üflerken ağzından tükürük çıkar, mikrop çıkar, iğneyle mikrop kaparım” dedi. Ben de “Eh peki o zaman” diyerek konuyu kapattım. Ertesi gün ilk iğneyi Hakkı Amca tekniği ile yaptım. Nursen’e “Nasıldı acıdı mı?” diye sordum. Hiç hissetmediğini söyledi. İşte budur diye aklımdan geçirdim ama ne yaptığımı söylemedim. Kendisi de üflediğimi hissetmemişti. Bir sonrakinde gene aynı şeyi yaptım ve Nursen gene hissetmediğini söyleyince gülerek “Bak Hakkı Amca’nın tekniğini uyguladım” diye durumu açıkladım. Nursen’in çok hoşuna gitti. “Aa ne güzel dolu. Çok rahat oluyormuş meğerse. Bundan sonra hep böyle yap” dedi. O ilk tepkisinden eser yoktu ve düşüncelerinden  vazgeçmişti. O günden sonra iğneleri hep Hakkı Amca tekniği ile yapmaya başladım. Püüfff diye üfleyip pıt diye iğneyi batırıyordum.