Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

31 Mayıs 2012 Perşembe

Karıcığım sanki benim aşık olup evlendiğim kadın değil


Bazen bakıyorsunuz “Bu benim aşık olduğum, evlendiğim kadın değil” diyorsunuz gerçekten. Bambaşka bir kadın oluyor, tamamen farklı bir insan olup çıkıyor neredeyse. Bu durum hamilelik sürecinde değişerek devam ediyor ama en zoru ilk 3  - 3.5 ayda geçen süreç. Daha sonrası hem karınız duruma alışıyor, hem vücudu duruma alışıyor, hem de siz durumu benimsiyorsunuz.

Nursen bazen “Hamilelik bu mu? Hastalık gibi bir şey. Hiç bitmeyecek gibi sanki” diyerek dert yanıyordu. Gerçekten çekilecek şey değil o ilk 3 – 3,5 ay ama bu da doğal bir süreç. Katlanılması gerekiyor. Hem anne adayının hem de kocanın katlanması gerekiyor.

Biz bu zamanlarda da her şeyi eğlenceye, şakaya vurarak geçiştirmeye çalıştık. Tabii ki her zaman bunu yapamıyorduk, ikimizin de çıldırmasına ramak kaldığı durumlar oluyordu ama genelde şakalaşarak rahat atlatıyorduk. Böyle olması diğer problemlere de olumlu ve şakacı bakmamızı sağlıyordu. Sonuçta hem Nursen, hem ben hem de bebeğimiz çok rahat ve huzurlu oluyorduk.

Bu yazdıklarımı karım da okuyacak ama olsun. Nasıl olsa hepsi gelip geçti ve o da sonradan farkına vardı nasıl bir dönem geçirdiğinin. Hatta ben bunları yazarken o günleri tekrar  hatırlayıp gülüyoruz.

Nursen arada “Hadi ya! O kadar kötümüydü?” diyerek şaşırıyor. O zamanlarda kendisi çok farkında olmuyordu tabii ki. Ama ben ziyadesiyle farkındaydım ve yaşadım. Ama çok her şeye rağmen çok güzel günlerdi. O şekilde yaşanması gerekiyordu ve yaşadık geldi geçti işte. O zamanlarda belki sıkıntı gibi oluyordu ama şimdilerde bizim için eğlence konusu oluyor.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Karıcığım hamile ama ben ne yapacağım?


Hamileliğin bu dönemlerinde hormonlar tamamen değiştiği için Nursen’de de bayağı değişiklikler oluyordu. Huyu suyu değişti resmen. Sevdiğini sevmez oldu, sevmediğini sever oldu. İyice huysuzlaştı, kafasına olduk olmadık şeyler takmaya başladı. Hiç alakasız konuları sorun etmeye başladı. Ufacık sorunları ise kafasında büyüterek daha büyük sorun haline getirmeye başladı. Bir de üstüne çapraz sorunlar oluşturmaya başladı. Çapraz sorunlar tabirini ben uydurdum. Demek istediğim alakasız iki sorunu bağdaştırarak daha alakasız başka bir sorun yaratıyordu.

Bu dönemde erkeğin davranışları çok önemli. Tamamen eş ne istiyorsa, ne diyorsa suyuna gidilmesi lazım. Her şeye “He” demek lazım. Tabii ki bu o kadar kolay olmuyor. O kadar kaprisi, huysuzluğu çekmek, devamlı her şeyi alttan almak gerçekten çok zor. Hormonlar değiştiği için o kadar alakasız, o kadar saçma sapan durumlar ortaya çıkıyor ki, kaprisler yapıyor ki eşiniz çıldırmamak elde olmuyor bazen. Ama sakın çıldıracaksanız bunu karınızın yanında yapmayın. İçeri başka bir odaya gidip ne yapıyorsanız orada yapın. Yastık mı yumruklayacaksınız? Bir şeyler mi ısıracaksınız? Bağırmak mı istiyorsunuz? Gidip odanın kapısını kapatın orada yapın, dışarı çıkıp bir yerlerde yapın, nasıl yaparsanız yapın ama sakın ola ki karınızın yanında yapmayın.

Ona hep güler yüzlü ve anlayışlı olun. Karınızın buna çok ama çok ihtiyacı var. Yaptıklarının, söylediklerinin neredeyse hiç biri normal bir insanın yapacağı, söyleyeceği şeyler değil. Sonuçta o hamile, karnında bir canlı var ve onu büyütmeye çalışıyor. Doğal olarak da bütün metabolizması, hormonları alt üst oluyor. Vücut, içinde barındırdığı bambaşka bir canlıya alışmaya çalışıyor. Düşünsenize, vücudun her hangi bir yerinde ufacık bir sivilce bile çıksa vücut nasıl tepkiler verir ve bazen size bayağı sıkıntı yaşatır.  Bir de bunu içinizde büyümeye çalışan başka bir canlı olduğunu düşünerek karınızı anlamaya çalışın.

En önemlisi karınızın içinde büyümeye çalışan canlı aynı zamanda erkeğinde yani sizinde bir parçanız. Karınız onu tek başına orada oluşturmadı. Yani o hamileliği sizinde yaşamanız gerekiyor. Bunu da en iyi karınıza sorgusuz sualsiz her şekilde destek vererek, onun yanında olarak, koşulsuz şartsız her durumunda yardım ederek, ona moral vererek, onu elinizden geldiği kadar değil elinizden gelenin fazlasını yapmaya çalışıp mutlu ederek yapabilirsiniz. Bu hem karınızın daha güzel, rahat ve sağlıklı hamilelik geçirmesini sağlar hem de bebeğinizin daha sağlıklı ve güzel gelişimini sağlar.

Sakın “O daha anne karnında bir cenin. 1-2 santimetre boyu var. Ne anlayacak oradan ne olup bittiğini” diye düşünmeyin. O bebek, oradan her şeyi anlıyor ve farkında. Sizin ve eşinizin arasında geçen her türlü gerginlik, olumsuzluk onu da etkiliyor ve rahatsız ediyor. Bunu doğduğunda daha iyi anlarsınız. Bebeğin huzuru, usluluğu nasıl bir hamilelik sürecinden geçip geldiğini çok güzel anlatıyor.

29 Mayıs 2012 Salı

Eriksiz hamilelik olmaz..


Bu arada 26. haftaya gelen kadar bu tost kürü ile kilo bile verdi Nursen. Bu kilo verme hamileliğin sonraki aşamaları yani daha çok kilo alacağı zamanlar için iyi oldu denilebilir aslında. O zaman alacağı kilolar tolare edilebilecekti. Çünkü kilo çok önemli hamilelikte. Mümkün olan en az kilo ile hamileliği bitirmek anne sağlığı için çok önemli. Kilo ne kadar az olursa hamilelik daha kolay geçiyor ve anne daha sağlıklı oluyor.

Son haftalardaki sıkıntıların çoğu hep olması gerekenden fazla kilolar sebebiyle oluyor. Bel ağrıları, bacak ağrıları, şeker rahatsızlığı, nefes alma güçlüğü gibi problemler hep fazla kilolar yüzünden. Tabii ki hamile iken kilo almamak için rejim yapılmasını kesinlikle önermiyorum ama yeme içme işini de abartmamak gerektiğini söylemek istiyorum. Aşerme durumu, canının bir şeyi çok istemesi gibi durumlar olacak ve bundan daha doğal bir şey yok ama aman bu zamanlarda yemeyi abartmayın ve çok kilo almaktan kaçının.

Hazır yeme içme konusu devam ediyorken Nursen’in bu zamanlardaki en büyük takıntısından bahsetmek istiyorum. Nisan sonu Mayıs başı bir dönemde olduğumuzdan tam bu zamanlarda çağla çıkmıştı ve erik de yavaş yavaş geliyordu. Nursen önce çağla yemeye bayağı bir taktı. Her gün en yarım kilo çağla alıyordum eve veya kendisi bakkaldan sipariş ediyordu. Sonra tuza batıra batıra bayağı bir miktar yiyordu. Erik çıkınca çağla zamanı bitmiş olduğu için bu seferde eriğe taktı ve gene aynı çağla gibi günde neredeyse yarım kilo kadar yemeye başladı. Hamilelik eriksiz olmaz tabii ki. Hamilelikte âdetdir erik olmadan olmaz. Erik yemeden geçen bir hamilelik limonsuz salataya benzer.  Bunları kesinlikle aşerdiği için değil mide bulantısını bastırdığı için yediğini söylüyordu. Tabii bu lafı da ben yersem artık. Bayağı aşeriyordu işte.

Bakkaldan telefonla bir şey sipariş ettiğimizde veya gidip alış veriş yaptığımızda artık oradaki çocuklar biz sormadan “Abi erik almayacak mısın?” diye soruyorlardı. Onlar bile alıştı her gün çağla veya erik almamıza.

Nursen ile birlikte bakkala gittiğimizde çok güzel oluyordu. Nursen’i manav tezgahının önüne bırakıp “Saldır hayatım istediğine” deyip ben alış veriş yapıyordum. Nursen her tezgahtan birer ikişer meyve yiyip karnını doyuruyordu hem de nefsini köreltiyordu. Bakkaldaki çocuklarda tanıdık olduğundan sağ olsunlar hoş görüyorlardı. Nursen’in yemediklerini de onlar ikram ediyordu.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Nursen, hem hamile hem “Aşermiyor(?)”


Arada alışveriş sırasında canı bir şey istediğinde veya yemesi gereken, faydalı bir şey gördüğümüzde alıp evde yapıyorduk. Ama hiç akıllanmamışçasına bir kerelik değil daha fazla alıyorduk nasıl olsa yeriz diye düşünerek. Tabii ki bir kere yapıp kalanını  derin dondurucuya koyduktan sonra bir daha yemeyerek orada unutup aylar sonra attığımız yiyeceklerde çok oldu.

Hiç aşermedi Nursen dedim ama sanki bir kere aş erme gibi bir durum oldu. Ama çok samimi söylüyorum ben daha çok aşerdim. Ya da bir şeyler yemek için kendime bahane yaratıyordum. Bir akşam üzeri televizyonda yemek programında zeytinyağlı yaprak sarma gösterdiler. Nursen “Canım çok istedi, olsa da yesem!” dedi. Öyle deyince ben dayanabilir miyim? Hemen fırladım, giyinip kendimi sokağa attım. Nursen “Dur boşver, gitme, gerek yok!” falan desede dinler miyim hiç? Bir yerlerden zeytinyağlı yaprak sarma bulacağım mutlaka. İyi ki oturduğumuz yer böyle şeyler için alternatifi çok olan bir semt. Tahmin ettiğim üzere, mutlaka olur diye düşündüğüm ilk gittiğim yerde buldum. Hemen yarım kilo alıp koşarak eve geldim ve Nursen’in önüne paketi koydum. Onun bayıla bayıla yemesini seyretmek bile bana nasıl bir keyif verdi anlatamam.

Gene televizyon karşısında bir akşam üstü pineklerken bu sefer kuru fasulye reklamı çıktı. Nursen “Offf yaaa ne güzel görünüyor. Ne giderdi şimdi?” dedi. İşte bana gene bir fırsat çıkmıştı. Akşam yemeği saatide geliyordu. Nasıl olsa bu akşam da her akşam olduğu gibi yemek düşünüp, bir kere yiyebileceğimiz bir yemeğe karar verecektik. Ya dışarıdan söyleyecektik ya da dışarı çıkıp yiyecektik. Madem hazır Nursen’in canı kuru fasulye istedi “Hadi kalk hazırlan. Çıkıyoruz. Kuru fasulye yiyeceğiz” dedim. Bu sefer hiç itirazsız “Tamam” dedi Nursen. Diyecek tabii, nasıl olsa bir şeyler yemeyecek miyiz? Çıkıp arabaya atladık ve Balgat’da ki çok meşhur bir kuru fasulyeciye gittik. Yalnız, sanırım televizyon seyretmek bayağı bir pahalıya patlayacak bize. Özellikle reklam ve yemek programları. Orada gördüğünü istiyor Nursen. Olmazsa sadece belgesel, haber programı falan seyredeceğiz yiyecek görmemesi için. Şaka bir yana Nursen’in böyle yemek istekleri olması beni çok mutlu ediyordu. Hiç değilse canının istediği bir şeyler görüp yiyebiliyordu. Zaten genelde tostla karnını doyurduğu için arada böyle değişik yemekler iyi oluyordu.

Bence bir durum yaşadık ki esas aşermesi o gündü. Durup dururken bir gün Nursen’e beyaz peynir ve domatesli sandviç kokmuş. Hadi canın istiyorsa gidip bir yerlerde bulup yiyelim hayatım dedim ama istemedi. Üstünede o günün gecesinde rüyasında beyaz peynirli, domatesli sandviç  görmüş. Sabah kalktığında rüyasından bahsetti ve canının çok istediğini söyledi. O gün de daha önce bahsettiğim doktor Sarp Bey’e kontrole gidecektik. Kontrolden sonra gidip bir şekilde bulup yeriz dedim.

Kontrolden çıktık ve hastane Tunalı Hilmi Caddesi’ne yakın olduğundan direkt gidip sandviç aramaya başladık. Birkaç pastane, simit kafe gibi yerlere sorduk ama şansımıza ya çıkmamış oluyor ya da yapmıyorlarmış. Araya araya caddenin Esat tarafına doğru yürüdük. En sonunda bir pastanede bulduk ve heyecanla oturup sipariş ettik. Gerçekten canı çok istemiş Nursen’in ve iki lokmada bitirdi neredeyse.

Aşermiyorum diyordu ama bu örnekler bariz şekilde aşerdiğinin kanıtı oluyor işte. Ama genede bunlarla sınırlı kaldı gibi. Gerçekten canının bir şeyi çok istemesi şeklinde çok fazla aşerme durumu olmadı. 

25 Mayıs 2012 Cuma

Nursen hamileliğinde “tost tost” diye nicesine sarıldı


Hemen hemen 8. haftadan itibaren Nursen yiyeceklere karşı tepki vermeye başladı. Artık her şeyi yiyemiyor, hatta bazı yiyeceklerden özellikle kaçıyordu. Bu haftadan itibaren 3,5 ay yani hemen hemen 26 hafta bitene kadar sabahları ve gün içinde sadece tost yiyerek beslenmeye başladı. Ama sadece kaşarlı tost yiyebiliyordu. Canı tostun içine başka şeylerde koymak istiyordu ama o kadar canı istemesine rağmen yiyemiyordu. Aslında bir yerde de iyi oldu böyle beslenmesi. Hamileliğinin başında 5 kilo verdi. Bir yandan karnı büyüyor bir yandan da kilo veriyordu. Bu sayede hamileliğinin devamında çok fazla kilo almayarak hiç sıkıntı çekmedi.

Akşam yemeği için gündüz hazırlanıyor, çok güzel yemekler yapıyor akşamda oturup gayet güzel yiyoruz. Ama ertesi gün bir önceki akşam yediği yemeği görmek bile istemiyordu. Koca tencere yemek var. Ben tek başıma yesem 3 günde anca biter. Hadi ben o yemeği yedim Nursen için yeni bir yemek yapmak lazım ama o yemeği de ertesi gün yiyemeyecek çok büyük ihtimalle. Her seferinde yapılan yemek kalıyor ve sonra dökülüyordu.

Bu durum bir ev için hiç hoş olmuyor. Hem bayağı bir masrafa sebep oluyor hem de evde her gün yemek dökülmesi eskilerin tabiri ile evin bereketini kaçırıyordu. Bereket kaçıyor mu kaçmıyor mu bilmiyorum ama evde her gün yapılan yemeğin bir kere yenilip dökülmesi ev için gerçekten kötü bir durum.

Bir seferinde Nursen çorba yaptı ve o akşam yedik. Sonra tencereyi balkona koyduk. Sonra o tencere orada 5 gün boyunca kaldı. Nursen bir kere yedikten sonra o kadar tiksinmiş ki çorbadan, bırakın tekrar yemeyi dökmek üzere tencereyi almak için bile yanına yaklaşamamış. Bende o çorbanın balkonda olduğunun farkında değildim. Bilsem hiç değilse ben dökerdim.

Bizde çareyi dışarıda yemekte bulduk. Yakınlarda temiz ve kaliteli olan güzel bir restoran var. Hem her çeşit sakatat ürünü yapılıyor hemde çok lezzetli ev yemekleri var. Oraya gidip Nursen o gün ne isterse onu yiyorduk. Hiç değilse bir porsiyon yiyip bir daha “canım istemiyor bu yemeği” durumu olmadan ertesi gün başka bir yemek yiyebiliyorduk. Sakatat çeşitleri olduğu için benim de işime geliyordu. Çok seviyordum ve bu sayede bende onlardan yiyordum. Tabii her seferinde değil. Kolesterolü tavan yapmamam da lazım.

Bazı akşamlarda eve paket sipariş veriyorduk. Nursen’in canı ne isterse. Ben tamamen Nursen’e tâbi yaşıyordum. Önemli olan onun mutluluğu, huzurlu ve rahat olması.
Bir yemekte de yeşil salata ve özellikle maydanozdan birden tiksindi. Hamileliğin sonuna kadar maydanoz hiç yiyemedi. Yeşil salatayı da biraz zaman geçtikten sonra zorla yemeye başladı. Tekrar alışması çok zor oldu ama hepsi atlatıldı geçti.

Aşerme sadece canının yiyecek bir şeyler istememesi değilmiş meğerse. Aynı zamanda yiyeceklerden tiksinme de aşerme oluyormuş. Bunu da sonradan bir yerde okuyunca öğrendim. Bu durum sanki doğal olarak vücudun kendini koruması gibi oluyor. Nursen’in tiksinerek yiyemediği her şeyin hamilelik sürecinde bir zararı olduğunu öğrendik. Mesela maydanoz, roka başta olmak üzere tiksindiği bütün yeşilliklerde K vitamini varmış ve bu vitamin kanın pıhtılaşmasını sağlıyormuş. Bu da bebeğin beslenmesi için çok zararlı. Üstüne üstlük biz bu durumu riske atmamak için kan sulandırıcı iğne kullanıyorduk. Nursen bunlardan tiksinerek yiyemediği için daha sağlıklı bir durum oluştu doğal olarak.

24 Mayıs 2012 Perşembe

İlk hamilelik problemleri: aş erme ve mide bulantıları


6. haftadan sonra artık Nursen’de hamilelik belirtileri başladı. Aslında daha önce olması lazımdı ama Nursen’de biraz geç  başladı. Hamileliğin en zor ve problemli dönemi bu zamanlar oldu. 26. Haftaya kadar yani 3,5 aylık olana kadar devam etti. Bu çok normal bir durum. Her hamilede 3. ay sonunda bu sıkıntılı dönem bitiyormuş. En fazla 3,5 ay olana kadar devam ediyormuş. Sonrası ise çok keyifli.

Hafiften mide bulantıları, canının yiyecek bir şeyler istemesi gibi durumlar bu zamanlarda başladı artık. Normali de bu zaten. Ama hamileliği boyunca bir iki şey dışında neredeyse hiç aşermedi. Ben hep canın ne istiyorsa söyle yaratırım sana diyordum ama öyle aman aman bir şeyler istemiyordu.

Markete alış verişe gittiğimizde özellikle şarküteri ve mandıra reyonlarında durup “Hadi bak şunlara. Canın ne istiyorsa alalım aşkım. Hamilesin sen, mutlaka canın bir şeyler istiyordur” diyordum. Ama her seferinde canının özel olarak hiçbir şey istemediğini söyleyerek oradan uzaklaştırıyordu beni. Bu durum benim içinde hayâl kırıklığı oluyordu. Çünkü şarküteri reyonu ve mandıra reyonundaki her şeye bayılıyordum ben. İçimden hepsinden birer parça alıp yemek geliyordu. Ama Nursen engelliyordu beni ki hâlâ öyle. Zaten iri yarı ve biraz fazla kiloluyum daha da kilo almamı istemiyordu. O zamanlarda Nursen’in canının istemesini bahane ederek alırız ve bende yerim diye çok hevesleniyordum ama Nursen hiçbirini istemeyince bende kös kös uzaklaşıyordum oradan. Fakat arada bir ben kaçamak yapıp gene de bir şeyler alıp yiyordum. Nursen de ilk başlarda bana eşlik edip yiyordu ama çok uzun sürmedi bu durum.

Bu sıralarda mide bulantıları da artmaya başladı Nursen’in. Gerçi o kadar çok olmuyordu ama gene de oluyordu. Özellikle bulantı sonrası çıkarma çok az oldu Nursen’de. Genelde sadece rahatsız edici bulantı şeklinde geçiyordu. Olduğunda da hiç alakasız, olmadık yerlerde baş gösteriyordu. Alış veriş esnasında koşarak dışarıya çıktığı oldu mesela. Alış verişi bitirip bende çıktığımda bir bakıyordum Nursen bir ağacın altında, eli karnında iki büklüm bir şekilde oturuyor oluyordu.

Yalnız, genelde hamilelerde bu bulantılar sabah saatlerinde olur ama Nursen’de akşam 16:00’dan sonra olmaya başlıyor ve 18:00 gibi tavan yapıyordu. Sanki bana gıcıklığına yapıyormuş gibi, tüm gün iyi iken benim işten gelme saatimde mide bulantıları, kendini kötü hissetmeler falan başlıyordu. “Hayatım senin devrelerin ters bağlanmış herhalde. Bunlar normalde sabahları olur sende akşamları oluyor. Bana mı gıcıksın?” diye dert yanıyordum artık.


İşin ilginç yanı Nursen’in yaşadıklarını bende yaşamaya başladım çok az da olsa. Nursen midem bulanıyor deyince bende etkileniyordum ve midemin bulandığını hissetmeye başlıyordum. Belki psikolojik olarak öyle hissediyordum belki de gerçekten bulanıyordu ama çok hafif de olsa bulanıyordu işte. Ben işteyken Nursen’le telefonla konuştuğumuzda eğer sıkıntılı bir durum varsa bende o sıkıntıyı yaşıyordum. Tamam Nursen kadar değil ama gene de yaşıyordum işte. Bunları tüm samimiyetimle söylüyorum ve gerçekten abartmıyorum. Dedim ya “Biz hamileyiz”.



Devam edecek...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Kontrollerin kayıtları ve muayene günü keyfimiz


9. haftaya gelmiştik. Rutin bir muayene olacaktı. Doktor hemen ultrason odasına aldı bizi. Ultrasonda bebeğimizi gördük. Doktorun söylediği her şey çok çok güzel görünüyordu ve boyu 1,76 cm olmuştu. Normalden biraz daha büyük olduğunu söyledi doktorumuz. Ama çok sağlıklıydı. Bu sözler bize çok büyük moral veriyordu. Tabii ki görüntüden biz gene bir şey anlamıyorduk doktor bize şu kolu, şu bacağı falan dedikçe anlıyormuş gibi yapıyorduk. Bazılarını ise gerçekten fark edebiliyorduk. Artık belirginleşmeye başlamıştı bebeğimiz. En belirgin yeri ise kafasıydı. Koca kafalı bir şeydi.

Bu muayeneden itibaren ultrason görüntülerini biriktirdiğim gibi görüntüleri de cep telefonumla videoya çekmeye başladım. Bu muayenede ve bundan sonraki her muayenede bunu yaptım. Video modu ile monitördeki görüntüyü kaydediyordum. Görüntü o kadar güzel olmasa da işe yarıyor. Ne olduğunu nasıl olduğunu görebiliyorduk. Hatta sesleri de kaydettiğinden konuşmalar da var ve bu konuşmalardan o günkü muayenede ne olduğunu ileride daha iyi hatırlayacağız. Çektiğim görüntüleri bir daha ki muayeneye kadar defalarca açıp açıp seyrediyorduk Nursen ile beraber. Durup dururken “Hadi gel bebeğimizi görelim” deyip bilgisayarın başına geçiyorduk. Belli belirsiz görüntüyü inceleyip seviyorduk bebeğimizi. Hatta her seyredişimizde küçük bir ayrıntıyı daha görebiliyorduk o kargacık burgacık görüntü içinde.

Bu muayeneden sonra hastaneden çıktık ve bebeğimizi görmenin mutluluğu ve her şeyin güzel gitmesini öğrenmemizin rahatlığı ile haydi bir şeyler yapalım diye düşündük. Bir yerlere gidip bir şeyler yiyip içtik, oturduk sohbet ettik. Bu günden itibaren, her muayeneden sonra bunun âdet hâline getirdik. Bir nevî kutlama yaptık kendi aramızda. Çok çok keyifli oluyordu. Muayene günleri ben işe gitmiyordum ve rahat rahat keyfimize bakıyorduk. Hatta muayene öğlene doğru ise bir de sabah gidip dışarıda bir yerlerde kahvaltı yapıyorduk. Muayene öncesi veya sonrası hatta ikisinde birden bunu her seferinde yapmaya başladık.

Böyle kaçamak keyifler  yapmamız o günkü muayene stresini üzerimizden atıyordu. Çünkü her muayene öncesi ne göreceğiz, bebeğimizin gelişimi nasıl, her şey yolunda mı diye kendi kendimize düşünüyorduk. Hele muayeneden bir hatta birkaç gün öncesinde bebeğimizi görecek olmamızın heyecanı sarıyordu bizi.

Bebeğimiz daha Nursen’in karnındayken bile ben özlüyordum onu. Ultrasonda görmek ona özlemimi gideriyordu. Bana kalsa eve ultrason cihazı alıp her gün bakacaktım bebeğimize. Neyse ki o cihazı alacak kadar param yok. İyi ki de yok çünkü o kadar ultrasonda bakmak pek iyi değilmiş. Hem anne hem bebek için. 

22 Mayıs 2012 Salı

Hamilelikte alınması gereken vitaminler


Doktorun Nursen’e tavsiye ettiği en önemli şey ve Nursen’in de “İyi ki söylemiş. En güzel tavsiyesi bu oldu. Hâlâ kullanıyorum ve çok faydasını gördüm” dediği Omega 3 oldu. Yani balık yağı hapı. Adı direkt Omega 3. Nursen o zamanlarda başladı kullanmaya ve hâlâ emzirdiği için kullanmaya devam ediyor. Günde bir tane içiyor. Dediğine göre çok rahat kullanıyormuş ve balık yağı olmasına rağmen hiçbir rahatsızlık hissi vermiyormuş. Tabii ki bu hap bebeğimiz içinde çok faydalı olacaktı.

Doktorun bu hapı vermesinde ki amaç asalında Nursen’in ve bebeğin balığın müthiş faydasından yararlanmasını sağlamak. Balıktaki vitaminler ve fosfor hem anne hem bebek için çok çok faydalı. Sonuçta ülkemizin 3 tarafı denizlerle çevrili , çok bol ve taze balık çeşitlerimiz var ama balık tüketme alışkanlığımız çok zayıf. Bu yüzden Omega 3 kullanarak balıktan alınabilecek vitamin ve fosfor ihtiyacı karşılanabiliyordu. Tabii ki bunun yanında imkân oldukça haftada bir iki kere balık yemek de çok faydalı olacak.

Omega 3’ün yanında, içinde vücudun günlük ihtiyacı olan bir çok vitaminin bulunduğu Elevit isimli bir vitamin de verdi doktor. Nursen, bu vitamini sadece hamileliği süresince kullandı. Her gün bir tane alıyordu ve eminiz ki bu vitamininde çok faydası oldu hem Nursen’e hem bebeğe.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

İkili tarama ve diğer tetkikler


9. haftaya gelmiştik. İkili tarama sonucunu alma zamanımız gelmişti. Sonucu alacağımız gün için tekrar doktorumuzdan randevu aldık ve o gün gidip önce sonuçlarımızı aldık. Doktorun odasına girmeyi beklerken kâğıdı inceliyorduk. Ama hiçbir şey anlamadık. Kâğıtta renkli bir grafik, bir sürü değerler ve tıbbî olarak ne oldukları ve açıklamaları vardı. Bunları neden hastalarında anlayabileceği şekilde yapmazlar ki?  

Bu esnada sıramız geldi ve  doktorun yanına gittik. Sonuçları inceledikten sonra her şeyin gayet güzel olduğunu, riskli gruba girmediğimizi söyledi. Bu da bizi çok rahatlattı. İkili taramanın üzerine ileride üçlü ve dörtlü tarama da yaptırmamız gerektiğini söyledi. Ama eğer amniyosentez yaptırırsak bu taramalara gerek olmayacağını ve zaten her şeyin amniyosentezde görülebileceğinden bahsetti. Hatta bebeğin cinsiyetinin bile yüzde yüz öğrenebileceğini söyledi. Esas önemlisi, Nursen’in yaşından dolayı ve riskli gebelik grubunda olduğumuzdan dolayı amniyosentez yaptırmamızı da kesinlikle tavsiye etti.

Zaten çok daha öncesinde Evrim bize mutlaka yaptırmamız gereken iki kontrolün olduğunu söylemişti. Amniyosentez ve detaylı ultrason. Bunları mutlaka ve mutlaka yaptırmamız gerekiyormuş. Evrim böyle dediyse kesin yaptıracağız demek ki. En başından beri Evrim’in dediklerine ve önerilerine çok güveniyoruz ve uyuyoruz.

Yani doktorumuz bize amniyosentez yaptırmamızı tavsiye etmişti ama biz zaten daha öncesinden bunu yaptırmaya karar vermiştik. Bu kararımızı doktora söylediğimizde bu durumda üçlü ve dörtlü taramayı yaptırmamıza gerek olmadığını tekrar söyledi. Hatta detaylı ultrason yaptıracağımızı da söylediğimizde bunun da çok iyi olacağını belirtti. Amniyosentez ve detaylı ultrason ile ilgili de yeri geldiğinde baba gözüyle uzun uzun bilgi vereceğim.

İkili tarama sonucunu başka bir jinekolog arkadaşıma daha göstermek istedim. Hemen bilgisayara aktararak arkadaşıma e-posta ile gönderip yorumlarını sordum. Cevabı hemen geldi. O da sonuçların gayet güzel olduğunu ve endişelenecek bir durum olmadığını söyleyince daha çok rahatladık. Belki buna gerek yoktu ama doktorumuzun söylediklerinin teyit edilmesi bizim için daha rahatlatıcı oldu.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Hamilelik sürecinde alınması gereken notlar


Nursen’e son regl olduğu tarihi, yumurta toplanma tarihini ve transfer tarihini sordu doktor. Burası çok önemli, bu tarihlerin mutlaka not alınması lazım. Doktor değiştirme durumunda veya yapılacak başka kontrollerde bunları muhakkak soruyorlar. Küçük bir defter edinilip bu ve bunun gibi tarihleri, önemli noktaları not almakta büyük fayda var. Doktorumuz bu tarihler ile kabaca bir hesaplama yaparak doğumun Ekim ayının 3. haftası ile Kasım aynın ilk haftası arasında bir tarihte olacağını söyledi. Bu bizi biraz daha heyecanlandırdı. Artık tahmini doğum tarihini biliyorduk ve Nursen’in doğum tarihine yakın bir tarihte olacaktı.

Nursen’de disk kayması olduğu için ve zaten tüp bebek olmasından dolayı riskli gebelik grubunda olduğundan doğum sezaryen ile olacaktı. Normal doğum bu tip durumlarda riskli olabilirmiş. Hem anne hem bebek için. Bizimde kafamıza yattı, en güzeli sezaryen olacaktı Nursen için.

Bu konuşmaların üzerine doktorumuz bizi ultrasona aldı. Hamileliğimizin 8. haftasındaydık. Muayeneye göre çok güzel ve sağlıklı bir bebek olduğunu söyledi. Gene kalp atışlarını dinledik. Anlayabildiğimiz kadar, ekrandaki görüntüden bebeğimizi gördük. Daha birkaç milimetre büyüklüğündeydi. Gerçekten görüntüden neredeyse hiçbir şey anlaşılmıyordu ama orada bir canlı vardı işte ve o canlı bizim bebeğimizdi. Görerek pek bir şey anlamasak da kalp atışlarından ne olduğunu çok iyi anlamıştık.

Ultrasondan sonra tekrar odaya geçtik ve bize ikili tarama yaptırmamız gerektiğini söyledi doktorumuz. Bunun için Nursen kan verecekti ve bu kandan bebeğin down sendromu v.b. gibi hastalık riskine bakılacaktı. Hemen muayeneden sonra hemşire kan aldı ve 5 gün sonra sonucu alabileceğimizi söyledi. Tekrar muayeneye gelip doktorumuza sonuçları gösterecektik.


Nursen'in kolundan yanlış hatırlamıyorsam 2 tüp kan alındı. Fakat kan verdikten sonra Nursen'in kolunda normalden fazla kanama oldu. Bunun sebebi her gün yaptığımız kan sulandırıcı iğneler yüzündenmiş. Normal bir durum ve telaşlanacak bir şey olmadığını söyledi hemşire ve ufak bir müdahele ile kanı durdurdu.

Bu sıralarda Nursen’in bir arkadaşının getirdiği kitaplardan da yararlanıyorduk. Hafta hafta gebeliğin aşamalarını ve bebeğin hangi durumda olduğunu, annenin nelerle karşılaşabileceğini anlatıyordu bu kitaplar. Hep elimizin altındaydı ve her yeni haftada açıp o hafta neler olacağını okuyorduk. Hamileliğimizin ve bebeğimizin gelişimini bir de kitaplardan takip ediyorduk. Ben birde bilgisayarda tarihlerle birlikte hafta hafta gösteren bir tablo yaptım. Hangi tarihte kaçıncı haftada olduğumuzu oradan takip ediyorduk. Bu tablo öncesini hatırlamamız için de faydalı oluyordu bize. Hatta bu tablonun yazıcıdan çıktısını alıp buzdolabının kapısına yapıştırdık. Gerçekten aldığımız notlar gibi bu tablonun da çok faydasını gördük. 


Devam edecek...

18 Mayıs 2012 Cuma

Hamileliğimizin ilk doktoru


Oturduk karşısına, durumu anlattık. Tüp bebek olduğu için o da riskli gebelik grubunda olduğumuzu söyledi ve ona göre hareket edeceğimizi anlattı. İlk olarak her gün yaptığımız kan sulandırıcı iğneye devam edip etmeyeceğimizi sorduk. Hani bir umut belki bitsin artık keselim falan diye bekledik ama devam etmemiz gerektiğini söyledi. Ne yapalım her gün iğne yapmaya devam edecektik. Böylesi hem bebeğin hem Nursen’in sağlığı için çok daha iyi olacakmış.

Bize kartını vererek ne zaman istersek kendisini arayabileceğimizi de söyledi. Bu çok önemliydi bizim için, herhangi bir zamanda herhangi bir sorun olduğunda arayabilecek olmamız bizi rahatlattı. Ama aslında hiç öyle olmadı ve ulaşamadığımız zamanlar oldu. Bu durum güvenimizi sarstı tabii ki. O zamanları ileride daha detaylı anlatacağım.

Laf arasında doktorumuz doğuma kadar toplam 3 yada 4 kere görüşeceğimizi söyledi. Daha doğuma 7 ay var ve bu süre içinde bu kadar az görüşecek olmamız, yani kontrole gidecek olmamız bize garip geldi. Çünkü daha önce doğum yapanlardan duyduğumuza göre özellikle son 2 ay kontroller bayağı sıklaşıyormuş. Belki bu hamileliğin gelişimine göre değişiyordur. O kadar fazla olmayabilir ama gene de o kadar az kontrole gidecek olmamız bize pek ormal gelmedi.

Bunun üstüne haziran ayından itibaren yaklaşık 1,5 ay Ankara’da olamayacağını, bu sürede bizi beraber çalıştığı ve güvendiği, iyi bir doktor olduğunu söylediği başka bir doktor arkadaşına yönlendireceğini söyledi. Ama gene de telefonla kendisine ulaşabileceğimizi belirtti. Bu bizim için çok sorun olmayacaktı çünkü aynı tarihlerde bizde tatilde olacaktık. Sonuçta telefonla ulaşabileceksek pek de sorun değildi. Tabii ki ulaşabilirsek!!

17 Mayıs 2012 Perşembe

Devamlı gideceğimiz doktor arıyoruz


Bundan sonra hamileliğimiz süresince kontrolü sağlayacak doktor düşünmeye başladık artık.  Doğuma kadar tek bir doktora gitmek ve doğumu da o doktora yaptırmak istiyorduk. İlk aklımıza gelen Cem ve Eda oldu. Daha önce bahsetmiştim Cem’den. Bebeğimiz kız olursa isim babası olacaktı. Onlarında, Ağustos ayında çok güzel ve çok tatlı bir bebekleri dünyaya geldi. Doğumu yaptıran doktoru tavsiye ettiler. Gerçi hamilelik sürecinde başka doktora gitmişlerdi fakat doktordan memnun olmadıkları için ve güvenmedikleri için doğumu başka bir doktora yaptırmışlardı. Bize o doktorun gayet iyi, tatlı, işinde iyi bir kadın olduğundan bahsettiler. O da özel bir hastanedeydi. Eskişehir yolundaki bir hastane. Orada sosyal güvencemizi de kullanabilecektik. Elimizdeki tek tavsiye edilen, denenmiş doktor olarak bu kişi vardı.

Devlet hastanesi de düşündük aslında ama bir iki devlet hastanesi için olumsuz yorumlar aldık. Hem yaşayanlardan hem de internetteki araştırmalarımızdan. Doktorun ultrasona girmediği, sadece görüntüye bakarak yorum yaptığı ve kontrolü sağladığı devlet hastanesi bile vardı. Bunlar bize hiç güven vermedi. En iyisi Cem ve Eda’nın tavsiye ettiği doktor ve hastane olarak karar verdik. Hem hastane hakkında da orada doğum yapan birkaç kişiden ve araştırmalarımızdan çok olumlu şeyler duyduk.

Sonuçta randevu alıp o doktora gitmeye karar verdik. Hafta içi bir gündü. Sabah saatlerinde gittik kontrole. Bizden genç, iyi niyetli, ilgili olduğunu gördüğümüz bir kadın doktordu. Gerçi daha sonra anlatacağım, 2 ay sonra ilgili olduğu konusundan ne kadar yanıldığımızı gördük. O yüzden adını burada karalamamak için saklı tutuyorum. Merak eden olursa benimle iletişime geçebilir ve adını söyleyebilirim.


Devam edecek...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bebeğimizin ilk belirgin ultrason görüntüleri


Bir hafta sonra, hamileliğimizin 8. haftasında  tekrar bize mutlu olmamızı sağlayan, bebeğimizin yaşadığını söyleyen, kalp atışlarını dinleten doktor Sarp Bey’e kontrole gittik. Hemen ultrasona aldı ve bütün kontrolleri yaptıktan sonra her şeyin yolunda olduğunu bize ekranda göstererek anlattı. Hatta elleri tomurcuklanmaya başlamıştı bile. Yani doktor öyle söylüyordu, biz de baktık ama hiçbir şey anlamadık. Ama her şey yolunda ve bebeğimiz sağlıklıydı ya o bize yeter.

 Ultrason görüntülerinin çıktısını istedim özellikle. Sarp Bey bunu söylediğimde kendi tecrübelerine dayanarak, gülümseyerek “Siz bir hevesle biriktirirsiniz ama ileride çocuğunuzun umurunda bile olmaz” dedi. Olsun biz yine de biriktireceğiz. Hatta bu görüntüler zamanla bozulmasın diye tarayarak dijital ortama attım ve bilgisayarımızda duruyor. Çünkü görüntüler aynı faks makinesi gibi termal olarak basıldığı için zamanla silinip kayboluyor ve elde beyaz bir kâğıt kalıyor.

Bu ve bundan sonraki her kontrolde tüm ultrason görüntülerini alarak biriktirdim. Hemde en başında Aysun Hanım’ın embriyo transferi olduğu gün bana verdiği ilk embriyo görüntüsünden itibaren. Şöyle bir bakınca o gelişime gerçekten mucize gibi bir şey. Bir insan nereden nereye geliyor. İnanması gerçekten çok güç.


Devam edecek...

15 Mayıs 2012 Salı

Yoksa ikiz mi oluyor?


Her şey çok çok güzeldi ama Sarp Bey’in anlam veremediği bir durum vardı. Keseciğin yanında küçük bir kesecik daha vardı ama Sarp Bey anlayamamıştı bu durumu. Bir başka doktor arkadaşını çağırıp ona da gösterdi fakat o da anlamadı. Sadece bize kötü bir şey olmadığını rahat olmamamızı söyledi. Bir daha ki kontrolde ne olduğu belli olur, o zaman söylerim dedi. İşin aslı bizde çok merak ettik ne olduğunu. Aklımıza direkt ikiz olabileceği geldi. Anladığımızdan, bildiğimizden değil tabii ki bizimki sadece varsayım. Bizi bir hafta sonra tekrar kontrol için çağırdı ve Sarp Bey’in yanından ayrıldık.

İkimizde sevinçten uçuyorduk. Bebeğimizin kalp atışlarını duyduk ve yaşıyor işte! Çok çok güzel bir duygu. Hem de ilk kez canlı olarak gördük. Gerçi daha sonraki ultrason görüntülerinde de olacağı gibi hiçbir şey anlaşılmıyor ama olsun orada bir şey gördük işte ve o bizim bebeğimiz. Hemen ailelerimizi arayıp müjdeyi verdik. Tabii ki onlarda en az bizim kadar rahatladılar ve sevindiler. Sonra Aysun Hanım’ı arayıp durumu söyledik ve o da sevincimize ortak oldu.

Çok karışık ve değişik duygular içindeydik. Önce kötü bir durumla karşılaştık, sonra o kötü durum tamamen olumlu bir hâle dönüştü. Moralimiz, enerjimiz birden dibe vurup sonra tavan yaptı. Ne yapacağımızı, ne konuşacağımızı bile bilemiyorduk. Sadece rahatlamanın verdiği bir huzur vardı üzerimizde ve ne kadar çok acıktığımızı fark ederek gidip kendimize bir ziyafet çekmeye karar verdik.

Bu sırada artık kontrollerimizi başka doktor yapacağından acaba buraya, Sarp Bey’e mi gelsek diye düşündük. Bize böyle sevinçli bir haber verdiği için gerçekten çok ısınmıştık kendisine. Ama maalesef bunu gerçekleştiremedik. Çünkü çalıştığı hastanede sosyal güvencemizi kullanamıyorduk ve çok pahalı bir hastaneydi. Sigortamızı kullanmadan kontrollere gelmek bize çok ağır gelecekti. Sarp Bey’e bu kadar ısınmamıza rağmen üzülerek başka bir doktor aramaya devam edecektik. 


Devam edecek...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Ve bebeğimiz yaşıyormuş meğerse…


Bizim ufacık da olsa umudumuz devam ediyor hâlâ.  Sarp Bey, tekrar kontrol edeceği için seviniyorduk.  Hiç değilse birisinden daha aynı şeyi duyarsak bizde daha kesin şekilde emin olacaktık. Sonuçta ilk kontrol yetersiz kalan bir ultrason cihazı ile yapılmıştı ve burada daha gelişmiş bir cihazla tekrar kontrol edilecekti. Zaten buraya gelmemizin esas amacı da daha gelişmiş bir cihaz ile tekrar kontrol edilmesi değil miydi?

Bizi aşağıya poliklinik katına götürdü Sarp Bey. Nursen muayene odasına girdi ben gene koridorda kaldım tek başıma ve moralsiz biçimde. Boş boş sağa sola bakınırken muayene odasının kapısı açıldı karşımda Sarp Bey’i gördüm. Yüzünden bir şeyler anlamaya çalıştım fakat pek de olumlu bir ifadesi yoktu. Beni de içeri çağırdı. Girdim, kapıyı kapattı ve bana dönüp “Bebeğiniz yaşıyor. Kalp atışları gayet sağlıklı duyuluyor” dedi.

Araya ben dışarıdayken Nursen’in içeride yaşadıklarını sıkıştırmak istiyorum. Aynen Nursen’in ağzından çıktığı gibi anlatıyorum: Sarp Bey, beni muayeneye alıp gayet sakin, tepkisiz ve çok ciddi bir şekilde kontrole başladı. Hani sanki bebeğin kalp atışlarının duyulamayacağından eminmiş gibi. Birden çok şaşkın bir ifadeyle, gözünü monitörden ayırmadan, parmağıyla görüntüyü işaret ederek “E bu bebek yaşıyor!!” dedi. Tekrar iyice monitöre baktı, ultrason cihazının sesini açıp “İşte bakın!! Kalp atışlarını duyabiliyoruz” dedi. Bunu söyler söylemez ben inanamayarak  şaşkın bir şekilde “Gerçekten mi?!” dedim. Tam anlamıyla “salak oldum”. Sonra kapıya doğru yönelip seni çağırdı. Sen geldiğinde ben sersem gibiydim.

O anda ne olduğumu bilmiyorum. Nursen’e baktım yüzünde müthiş bir rahatlama duygusunu yansıtan gülümseme vardı. Gittim hemen Nursen’in elini tuttum sıkı sıkı. Bu sırada Sarp Bey de cihazın başına geçti ve ekrandan bana da gösterdi bebeğimizi. Sonra da cihazın sesini açarak kalp atışlarını dinletti. Gerçekten kalbi pıtır pıtır atıyordu. Hatta yetişkin bir insanın kalp atışları gibi bayağı ritmli ve güçlüydü.  Sanırım hayatımda duyduğum en güzel ses oldu bu. Nursen’le birbirimize bakıp mutluluğumuzu konuşmadan gözlerimizle anlattık. Bu arada Sarp Bey’in boynuna atlamamak içinde kendimi zor tutuyordum. Sanki bize dünyaları vermişti.  Böyle bir sevinç yok! 1 saat içinde moralimiz önce yerlere indi sonra havalara çıktı. İki zıt duyguyu, uçlarda yaşamak gerçekten ruhen çok yormuştu sanırım. Kendimi pelte gibi hissediyordum.


Devam edecek...

11 Mayıs 2012 Cuma

Baba olmayı o anda anladım!!


Biz morallerimiz alt üst olmuş şekilde oradan ayrıldık ve hastaneye doğru yola koyulduk. Ankara’yı bilenler bilir, Cinnah Caddesi’nin hemen hemen  ortalarından Şimşek sokağa kadar yürüdük. Yaklaşık 15 dakikalık bir mesafe. Ama o 15 dakika bize 1.5 saat gibi geldi. Yolda ikimizinde ağzını bıçak açmıyor. Ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Gerçekten çok üzgünüz. Bir ara Nursen “İsim bile hazırdı. Olmadı ama” dedi. O an iyice çöktüm ben. Bir yandan Nursen’e belli etmemeye çalışıyorum ama gerçekten çok kötüydüm. İşte baba olmayı o anda anladım. Hani babalarımız der ya “Sende baba olunca anlarsın” diye. Gerçekten doğruymuş. Daha en başında, bebeğimiz 20 günlük cenin halindeyken bunu anladım. Babalık duygusu gerçekten bambaşka. Belki de hata bende. Kendimi o kadar şartlandırmışım ki, o kadar benimsemişim ki bebeğimizi bu duygu çok ağır geldi bana.

Yolda bizden heyecanla haber bekleyen ailelerimizi aradık ve durumu haber verdik. Onlar da üzüldüler tabii ki. Ama ne yapalım durum böyle oldu. Gene de bir umut var ama çok küçük bir umut.

Hastaneye geldik, doktor Sarp Bey’i bulduk ve sıramızı beklemeye başladık. İçimizde ufak da olsa bir umut hâlâ var. Burada bebeğimizin kalp atışlarını duyacağız gibi geliyor hep. Fakat bu moralimizi düzeltmek için yetmiyor ki. Zaman da geçmek bilmiyor. Heyecanla ve sabırsızlıkla sıramızı bekliyoruz.

O sırada Nursen “Ne güzel de tutunmuştun. Ne oldu şimdi?” dedi. Daha öncede anlatmıştım, embriyonun rahme tutunabilmesi için çok uğraşmıştı Nursen. Günlerce yatmıştı. Bizim tabirimizle “kuluçkaya yatmıştı”. Bunu söylediğinde gene ağlamamak için kendimi zor tuttum. Sanırım Nursen’de öyle. Hatta şu anda bunları yazarken bile duygulanıyorum.

Sıra bize geldi, Sarp Bey’in karşısına oturduk. Çok samimi, bizi rahatlatan bir doktordu. Durumu anlattık, Aysun Hanım’ın dediklerini söyledik. Kendisi  Aysun Hanım’a çok güvendiği için direkt söylediklerine göre hareket etti ve bizle o şekilde konuştu. Fakat gene de kendiside duymak istedi olan biteni ve Aysun Hanım’ı arayarak bilgi aldı. Gerçekten yakın ilgi ve alâka gösterdi bize. O da kürtaj üzerinde durdu, ertesi gün aç karnına gelmemiz gerektiğini ve Nursen’i hemen operasyona alacağını söyledi.

O gün bebeğimizin kalp atışlarını duyacağız diye heyecanlanırken şimdi konuştuğumuz konuya bakın. Doktorun karşısında oturmuş kürtajdan bahsediyoruz. Bütün her şey, düşüncelerimiz, heyecanımız, hayallerimiz, moralimiz alt üst olmuştu.

Son cümle olarak da “Her şeye rağmen kendim görmeden de kesin karar vermem ben” dedi. 


Devam edecek....

10 Mayıs 2012 Perşembe

Bebeğimizin kalp atışları yok!!


İçeriden Nursen ve Aysun Hanım’ın sesleri geliyordu ama o kadar da rahat anlayamıyordum ne dediklerini. Ancak gayet neşeli ve heyecanlı konuşmalardı. Konuşmalar ve gülüşmeler arasında “Hadi bakalım görelim bebeğin kalp atışlarını” dediğini duydum Aysun Hanım’ın ve konuşmalar kesildi. Bende heyecan had safhada. Yerimde duramıyorum. Bir an önce içeri girip bende görmek istiyorum ve sabırsızlıkla Aysun Hanım’ın çağırmasını bekliyorum.

Sessizlik biraz sürdü. Bana saatler geçmiş gibi geldi ama ne kadar geçtiğini bilmiyorum. Fakat garip bir sessizlik vardı içeride. Bir şeyler ters gidiyordu anladığım kadarıyla. Boğuk bir şekilde bazı sesler geliyordu ama hiç de öyle sevinçli, neşeli sesler değildi. Evet, bir şeyler ters gidiyordu. Tam ben sıkıntılı bir şekilde beklerken Aysun Hanım kapıyı açtı ve hiç de hoş olmayan bir yüz ifadesi ile beni içeri çağırdı. Nursen muayene koltuğundaydı ve ultrason cihazının ekranında bir görüntü vardı. Aysun Hanım, maalesef bebeğin kalp atışlarını göremediklerini söyledi.

O anda tüm enerjim boşaldı sanki. Kendimi patates çuvalı gibi hissettim. Ekrandaki görüntüde bebeğin oluştuğu keseyi gösterdi bana. Görüntüye çok yabancı olduğumdan zar zor seçebildim. Evet ufacık hatta milimle ölçülebilecek bir kesecik görünüyordu. Aysun Hanım: “İşte bu bebeğin kesesi. Kalp atışı olsaydı şu kısım sanki yanıp sönüyor gibi görünecekti. Ama maalesef görünmüyor ve öyle bir hareket yok” dedi.

Ama sadece görüntüden anlaşılacakmış meğerse kalp atışları, bu ultrason cihazının dışarıya ses verme gibi bir özelliği bulunmuyormuş. Daha gelişmiş ultrason cihazlarında bu özelik var. Direkt ses dışarı verilebiliyor ve kalp  atışları rahatlıkla duyulabiliyor. Ben boş boş bakıyorum ekrana ve Aysun Hanım’ın dediklerini dinlemeye çalışıyorum ama bir yandan da ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyorum. Bir ara Nursen’e baktım o da aynı şekilde yüzünden düşen bin parça. İkimizinde morali çok bozuldu. Ama o anda yapacak hiçbir şey yok işte.

Ben dışarı çıktım, biraz sonra Nursen ve Aysun Hanım da geldiler. Aysun Hanım, bu durumun gâyet normal olduğunu, böyle durumların çok yaşandığını, moralimizi bozmamamızı, bir daha deneyebileceğimizi söyledi. Ama sonrasında bir şey daha ekledi. Ultrason cihazı sadece tüp bebek tedavisinde yeterli olacak kadar bir cihazmış. Daha öncede böyle durumlar olmuş birkaç defa ama daha gelişmiş bir ultrason cihazı ile tekrar kontrol ettirirsek belki kalp atışlarını duyabileceğimizi söyledi. Gene de fazla umutlanmamız gerektiğini de belirtti. Olsun bizde gene de bir umut olmuştu. Başka bir yerde, daha gelişmiş bir cihazla tekrar kontrol ettirecektik hemde hemen. Aysun Hanım eğer orada da olumsuz bir durumla karşılaşırsak direkt kürtaj önerdi. Bize gidebileceğimiz iki üç yer önerdi. Hepside yakın tanıdığı ve güvendiği kişilerdi. Biz bir tanesine karar verdik. Şimşek sokakta bulunan bir hastanedeki doktor arkadaşı Sarp Bey.


Devam edecek...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Bebeğimizin ilk kalp atışları


Henüz doktorumuz halen Aysun Hanım. Ama ilk kalp atışlarını duyduktan sonra artık normal bir gebelik sürecine gireceğimiz için kendimize başka bir doktor bulmamız gerekecek. Aysun Hanım tüp bebek tedavisi üzerine yoğunlaştığından hamilelik sürecinde bize yardımcı olamayacağını baştan söylemişti zaten. Şimdi güvenebileceğimiz, bizimle ilgilenecek iyi bir doktor bulmamız gerekecek. Niyetimiz tüm hamilelik sürecinde tek bir doktorun kontrolü altında olmamız ve doğumu da o doktorun yaptırması.  Bunun içinde gerek Aysun Hanım’dan gerekse daha önce doğum yapmış arkadaşlarımızdan tavsiyeler alarak karar vermeye çalışacağız.

İlk kalp atışlarını duymamız, hamileliği öğrendiğimiz tarihten itibaren 10 gün sonra. Bebeğin ilk olarak kalbi oluşuyormuş. Sonra diğer gelişmeleri devam ediyormuş. Aysun Hanım’a gideceğiz ve o dinletecek bebeğimizin kalp atışlarını. O kadar tedavi sürecini geçirdik, hamilelik haberini bekledik bu 10 günü de geçiririz.

O gün geldi. Bebeğimizin ilk kalp atışlarını duyacağız. Hem de bu sayede ilk kez ultrasonda cenin olsa bile kendisini görebileceğiz. Bizde gene ayrı bir heyecan. Sabah kalkıp Aysun Hanım’a gittik. Hamileliğimizi öğrendikten sonra ilk defa görüştük. O da bizim kadar sevinçli ve heyecanlı. Daha öncede anlatmıştım, aramızda gerçekten hasta – doktor ilişkisinden daha samimi bir ilişki oldu. Odasına girdik, biraz sohbetten sonra Nursen’i muayene odasına aldı bende odada kaldım tek başıma. Biraz sonra beni de çağıracaklardı içeri, bende görecektim ve dinleyecektim kalp atışlarını. Muayene odası oturduğum koltuğun hemen yanındaki kapının arkasıydı. Yani içerideki konuşmaları biraz dikkatle dinlersem rahatça duyabilecektim.


Devam Edecek...

8 Mayıs 2012 Salı

Hamilelik sürecinde plânlar ve doktor seçimi


Daha çok erken olmasına rağmen hemen plânlar yapmaya başladık. Bu süreçte neler yapacağız, nasıl geçireceğiz, tatilde ne yapacağız hepsini yavaş yavaş plânlıyorduk. Aslında hamilelik çok güzel bir zamana denk geliyor. En sorunlu ilk 3 ayı Ankara’da geçireceğiz. Kış sonu, bahar başına denk gelecek. Bu dönem evde ve havalar ısınınca dışarıda yürüyüşle, gezerek geçecek. En zevkli ikinci 3 ay, yaz aylarına denk geliyor. Bir ayı tatilde geçecek. Gene zor olan üçüncü 3 ay ise Ankara’da geçecek  ve yaz sonu ile sonbahar başına denk gelecek. Hesaba göre ekim ayında da doğum olacak zaten. Kabaca plânları yapıyoruz. Tabii ne derece uygulayabileceğimiz belli değil ama olsun en azından bizi rahatlatıyor.

Bu arada bebek için neler alacağız, neler yapacağız gibi düşüncelerimizde var. Bunları da yavaş yavaş düşünüyoruz, kesin olmamakla birlikte ufak kararlar veriyoruz. Tabii ki bebeğin kız veya erkek olmasına göre değişebilecek esnek kararlar.  Aslında gerçekten bunlar için henüz çok erken ama düşünmek, konuşmak, plânlar yapmak bizi daha iyi motive ediyor, daha moralli oluyoruz. Ama en önemli kararımız hem kız hem erkek için isimlerinin belli olması.

Plânlarımızın en önemlisi, hamilelik sürecinde devamlı gidebileceğimiz, süreci sürekli takip edecek doktorumuza karar vermek. Bu doktoru seçerken çok dikkatli olmamız gerekiyor. Kesinlikle güvenebileceğimiz, beni ve eşimi rahatlatacak, bizi tedirgin etmeyecek,  bize karşı ilgili, yedi gün yirmidört saat herhangi bir sıkıntı durumunda ulaşabileceğimiz, rahatlıkla kafamıza takılan her türlü konuyu konuşabileceğimiz bir doktorumuzun olması lazım. Biz bu konuda ilk kararımızda biraz şanssızlık yaşadık. Ama sonrasında, kontollerimizin devamını sağlayan doktorumuzda ise inanılmayacak kadar şanslıydık. Bunları ileride detaylı olarak anlatacağım. 


Moralimizi bozan tek şey ise tedavi sürecinde devamlı kullandığımız kan sulandırıcı iğneye devam edecek olmamız. Gerçi moral bozmasının sebebi sadece her gün iğne yapacak olmamız, her gün Nursen’in her ne kadar acıtmamaya çalışsam da canının acıyacak olması, kendimizi iğneye göre programlayacak olmamız. Aslında bebeğimizin daha iyi gelişmesi için bu iğne çok faydalı olacak. Hamileliğin sonuna kadar da devam edecek. Olsun en yapalım? Nursen’in ve bebeğin sağlığı için gerekliyse katlanacağız. Bir de tüp bebek olduğu için ve Nursen’in yaşı 38 olduğundan riskli gebelik grubuna girdiğimizden dolayı her şey çok daha dikkatli ve işi şansa bırakmayacak şekilde düzenleniyor doktorlarımız tarafından. Bir de Nursen için esas sıkıntı veren bir ilaç daha devam edecek ama çok uzun sürmeyecek. Bir müddet daha kullanıp bırakacak neyse ki.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Hamileliğimizin ilk zamanları


Artık Nursen’in hamileliğinden kesin eminiz. Baba oluyorum. Bundan daha güzel bir duygu olabilir mi? Tamam daha çok başı hamileliğin. Hâlâ risk var. En az 2 ay dolana kadarda devam edecek bu risk ama baba oluyorum işte. Bu dönemdeki risk çok önemli ama en başından beri ne riskler atlattık biz. Bunu mu atlatamayacağız sanki? 10 gün sonra ilk kalp atışlarını duyacağız. O güne kadar kendi kendimize takılacağız Nursen’le. Anne – baba olacağız diye heyecanla bekleyeceğiz.

Tam bu günlerde Nursen’in çalıştığı iş yeri kapandı ve Nursen işsiz kaldı. Tam da zamanında oldu. Aslında bir bakıma belkide iyi oldu. Nursen çalışmayacak ve evde bol bol dinlenme fırsatı olacak. Yalnız güzel bir durum var; Nursen maaş alamayacak ama sigortası doğuma kadar yatmaya devam edecek. Bu da bizim için çok güzel bir avantaj. Nursen’in çalışmamaması bebeğimizin gelişimi için daha iyi olacak diye düşünüyoruz. Hani her işte bir hâyır vardır ya bu durumda onlardan biri sanırım. Aslında bu durum ve sonrası Nursen açısından biraz zor olacak. Artık gidecek bir işi olmadığından devamlı evde geçirecek bu zamanı ama ne yapalım işte böyle denk geldi.

Artık Nursen rahat ve huzurlu olsun diye elimden ne gelirse yapacağım. Hani Amerikalılarda bir laf vardır; “Biz hamileyiz” derlermiş. Bizim içinde aynen öyle. Gerçekten biz hamileyiz ve bu durum doğuma kadar devam etti. Nursen o bebeği tek başına yapmadı ki. Benim de çok önemli katkılarım oldu. Tamam 9 ay boyunca Nursen karnında taşıyacak ama bende bu süreci daha mutlu ve rahat geçirmesi için elimden geleni yapacağım. Bir tanecik karım var, zaten çok geç bulmuşum, üstüne bir de hamile kalmış ve bana bir çocuk verecek. Onlar için her şeyi yaparım. Elimden geleni yapacağım dedim ama elimden gelenin fazlasını yapacağım.

Bu sıralarda hep çevreden ilk 3 ayın zor geçeceği, sıkıntılı olacağı söylendi. Hem bana hem Nursen’e “Çok zor geçecek. Şöyle sıkıntılar yaşayacaksınız. Böyle problemler olacak” diye uyarılar yapıldı. Bunlara kesinlikle kulak asılmaması lazım. Tabii ki zorlukları, sıkıntıları olacak. Sonuçta hamilelik süreci yaşanacak. Bunlar sürpriz şekilde ortaya çıkan, hiç umulmadık durumlar değilki. Önemli olan bu sıkıntıları, problemleri olumlu taraflarından bakarak, normal bir süreç olarak görerek yaşamak. Hatta şakaya, dalgaya vurarak eğlenceli hâle getirmek çok daha güzel ve rahatlatıcı oluyor. Hem de bu sürecin daha kolay geçmesini sağlıyor. Her şeyi sıkıntı yaparak yaşamak, problemler karşısında birden yıkılıp çaresizce kalmak hem annenin sağlığı hem bebeğin gelişimi için hiç iyi olmaz.