Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

28 Ağustos 2012 Salı

‘Minik Kelebek’ Lâl


Artık doğum hazırlıklarına başlayacaktık. Doğuma şunun şurasında 3 ay kalmıştı. Biz doğumdan en geç 1 ay önce tüm işlerimizi bitirmeyi plânlıyorduk. Ne olur ne olmaz ya erken geleceği tutarsa Lâl’in! Yeni doktorumuza gideceğiz, Lâl’in odasını boyayacağız, eşyalarını alacağız, odasını süsleyeceğiz, Nursen’e doğum çantası hazırlayacağız, Lâl’in eşyalarını hazırlayacağız.

Bir sürü işimiz var yani. 2 ay içinde bitiririz diye düşünüyoruz. Ankara henüz çok sıcak olduğundan işleri yavaş yavaş günlere yayarak yapacağız. Nursen için yorucu olmayacak şekilde ve bunalmayacağı şekilde.

Evimizde hafta sonunu dinlenerek geçirdik. Sıcaktan dolayı evdeyken anca vantilatör karşısında oturabiliyorduk. Nursen bu şekilde dayanabiliyordu sıcaklara. Gerçi benim içinde çok sıcaktı ve vantilatör iyi oluyordu.  Evde zamanımız film seyrederek, plânlar yaparak, alış veriş araştırmaları yaparak geçiyordu. Araştırmalarımızda tabii ki internet çok büyük rol oynadı.

Kendi arabamız yoktu ama kuzenim tatilde olduğu için arabasını biz almıştık. Bu bize çok büyük kolaylık sağladı. Gideceğimiz bir sürü yer vardı ve arabasız bizim için gerçekten çok zor olacaktı. Taksiyle, dolmuşla sağa sola gitmek çok zor ve maddi açıdan da ağır olacaktı.

Bu arada Lâl’in hareketleri de iyice artmaya başladı. Artık bende bayağı hissedebiliyordum Lâl’i. Hatta dışarıdan da gözle görülebiliyordu kıpırdanmaları. Hareket ettiğinde Nursen’in karnında dalgalanmalar oluyor, ayağı veya eliyle ittiğinde küçük tepecikler oluyordu. Onları seyretmek, hissetmek gerçekten müthiş bir duygu. Devamlı konuşuyorduk Lâl’le. Bir şeyler anlatıyorduk, kendimizden bahsediyorduk, onun için neler yapacağımızı anlatıyorduk. O konuşmalarımızda genelde tepki veriyordu içeriden. Sanki bizi anlıyormuş gibi. Anlamasa bile seslerimizi tanıyordu. Birbirimize alışıyorduk işte ne güzel.

Hareketler akşam daha da artıyordu. Özellikle gecenin bir vakti, uykumuzun en tatlı yerinde uyanıp kıpırdanmaya başlıyordu. Nursen beni de uyandırıyordu ve beraber takip ediyorduk hareketleri. Uykumuzdan uyanıyorduk ama değiyordu gerçekten. Nursen, Lâl’i “minik kelebeğim” diye sevmeye başlamıştı. Hareketlendiğinde “İçimde kelebek gibi hareket ediyor. Minik minik hareketler oluyor” diyordu. O günlerden sonra hep ‘minik kelebeğim’ demeye başladı Lâl’e. 

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Lâl’in Annesine Lâl Taşı


Kızlar Ağası Han’ına gelmişken Türk Kahvesi içmeden olmaz tabii ki. Alçak, küçük tabureleri olan bir yere oturduk ve ben sade, oturaklı bir kahve söyledim. Seren’de kahvede bana eşlik etti. Gerçekten çok güzel yapıyorlar Türk kahvesini. Nursen gene ayranını içti. Hamile olduğundan kahve içmemesi daha iyi olur tabii.

Orada otururken Seren bir işinin olduğunu, hemen geleceğini söyleyerek kalktı. Hazır buradayken babası için bir şey bakacakmış hemen ilerideki bir dükkândan. Biz Nursen’le oturmaya devam ettik. Bir yandan da Lâl ile konuşuyorduk. Çok geçmeden Seren geldi yanımıza. Aradığını bulamamış ama çok daha güzel başka bir şey bulup almış Lâl’in halası. Çengelli iğneye takılmış küçük bir lâl taşı. Kızımızın adını aldığı taşa ilk kez sahip oluyorduk. Seren Hala’sı hediye etti bize. O taş hâlâ Lâl’in başucunda duruyor.

Biraz daha oturup dolaşmaya devam ettik. Gümüşçüleri gezerken bir yerde lâl taşını sorduk gene. Satıcı bayan bize çok hoş bir gümüş üzerine lâl taşından yapılmış yüzük gösterdi. Nursen çok beğendi yüzüğü. Hemen almak istedim ama engelledi Nursen. Peki dedim ve uzaklaştık oradan. Sonra ben bir bahane bulup geri döndüm ve o yüzüğü aldım Nursen’e. Madem adı Lâl olacak bebeğimizi karnında taşıyor bunun anlamlandıracak bir aksesuarı da olsun istiyordum. Gerçekten de çok sevindi ve yüzük çok yakıştı eline.

İzmir’de gündüz saatleri dışarı çıkmak sıcaktan dolayı çok zor olduğundan evde geçiyordu. ‘Bunalgül’ Nursen o sıcaklara dayanamıyordu. Seren işe gitmek zorunda oluyordu ve bizi bırakıp gidiyordu. Bizde zaten dışarı çıkamayacağımız için evde klimayı açıp serin serin oturuyorduk. Daha da iyi oluyordu. Hem de dinlenmiş oluyorduk. Aslında esas Nursen dinleniyordu ama bende durumdan istifade ederek biraz tembellik yapıyordum. Nursen eve bile ancak klima ile dayanabiliyordu sıcaklara. Sanırım Seren’e bizim yüzümüzden yüklü bir elektrik faturası gelmiştir.

Diğer zamanlarda hem Nursen’e keyifli zaman geçirtmek hem de gezmek için mutlaka bir yerlere gidiyorduk. Ankara’ya döneceğimiz sabah bir balıkçı limanına gittik. Nevalemizi alıp kahvaltıyı orada yapacaktır. İzmir’de efsaneleşen peynir – simit ikilisi ve boyoz. Peynir de öyle sıradan peynir değil meşhur İzmir tulumu. Deniz kenarında, denizin ve balıkçı teknelerinin mis gibi kokuları içinde, denizde pelikanları, martıları seyrederek kahvaltı yapacaktık. Sıcaktı tabii ki ama orası biraz esintili olduğu için çok sorun olmayacaktı. Soframızı kurup içeceklerimizi balıkçıların çay ocağından isteyip keyifli bir kahvaltı yaptıktan sonra dönüş hazırlıklarına başladık. Uçağımız öğleden sonraydı. Eve gidip hazırlandık ve Seren bizi havalimanına bıraktı.

Aynı gelirken olduğu gibi havalimanında hamilelere tanınan önceliklerden yararlandık. Bunu ekstra bir şey olarak söylemiyorum. Ya da biz uyanıklık yaptık gibi söylemiyorum. Olması gereken gibi davrandık sadece. Yalnız kontrolden geçerken detektör kapıya geldiğimizde görevli Nursen’in o kapıdan geçmesi gerektiğini söyledi. Dediğine göre zararı yokmuş. Sanırım biraz eksik bilgilendirilmiş bu konuda. O cihazın bir hamile için zararlı olmaması mümkün değil. Biz görevlinin söylediklerini reddettik ve Nursen cihazın yanından geçti. Belki sonrasında o görevli kişi işin doğrusunu öğrenmiştir sayemizde.

Havaalanında gene Nursen’den uçağa binmesi için rapor istediler.  Gerçi dönüşte de gerek yoktu rapora. Henüz 27 haftalık hamileydi Nursen. Bu yüzden rapora gerek yoktu gerçi ama biz gene de tedbirli davranıp Ankara’dan rapor istemiştik ve tüp bebek tedavimizi yaptırdığımız merkezden kargo ile raporumuzu göndermişlerdi. Bizde istediklerinde kapı gibi raporumuzu gösterdik görevliye göğsümüzü gere gere.

Uçağa bindik ve Ankara’ya doğru havalandık. Yaklaşık 5 haftalık güzel bir tatilden sonra artık evimize dönüyorduk. Ankara’da havalimanından Tayfun bizi alıp eve götürecekti. İndiğimizde bizi bekliyordu ve arabaya binip sonunda evimize ulaştık. Gerçekten özlemişiz evimizi. 

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kızımız Lâl ve Lâl Taşı


Kızlar Ağası Hanı’na gittik ve o tarihi, otantik Han’da dolaşmaya başladık. Çok güzel dükkânlar ve orijinal el yapımı süs eşyaları arasında kaybolduk resmen. Değerli taşları işleyip takılar yapılan dükkânların önünden geçerken bir baktık ki bir dükkânın adı Lâl. Ama bizim özellikle üzerinde durduğumuz şekilde a harfinin üzerinde inceltme işareti koymadan yazmışlar. Olsun anlamı nasıl olsa Lal’ın anlamında değildir. Sonuçta taş işlemeciliği ve takı yaptığı için mutlaka Lâl’in anlamını düşünerek koymuşlardır dükkânın adını.

Hemen o dükkâna gidip Lâl taşını görmek istedik. Hem de Lâl’in anlamını bir de onlardan dinleyelim istedik. Hem dükkanın adı lâl hem de taş işlemeciliği yapıldığı için anlamını bizden daha iyi biliyorlardır herhalde diye düşündük. Dükkâna girdik ve durumu anlattık. Doğacak bebeğimizin adının da Lâl olacağını, dükkânın isminin de Lâl olduğunu görünce hemen geldiğimizi anlattık ve ellerinde var ise lâl taşını görmek istedik. Hemen çıkarttılar lâl taşını. İki tane gösterdiler. Bir tanesi ham haliymiş. Ham olunca hiçbir şeye benzemiyor tabii. Bildiğin taş işte. Sonra da işlenmiş halini gösterdiler. Gerçekten rengi çok güzeldi. Çok hoş ve çekici bir kırmızı. Hatta orada iki çeşit olduğunu öğrendik lâl taşının. Açık renkli olan dişiymiş. Koyu renkli olanı ise erkek. Lâl taşı hakkında yeni bir şey öğrenmiş olduk. Dişi olanının rengi aynı zamanda Lâl şarabının rengine de çok yakındı.

Sonrada oradaki kişiye Lâl’in anlamını sordum. Bende araştırmıştım, biliyordum ama hadi o dükkânın adı da Lâl olduğundan belki yeni bir şey daha öğrenirim, bildiklerimde eksik bir şeyler kalmış olabilir diye düşündüm.

“Kızımızın ismi Lâl olacağından bende bayağı araştırdım anlamını ama bir de siz söyler misiniz lütfen? Siz daha iyi biliyorsunuzdur sanırım. Hem dükkânın adı Lâl hem de lâl taşı ile uğraşıyorsunuz” dedim. Fakat aldığım cevap bizi çok şaşırttı; “Biz sadece taşla uğraşıyoruz. Anlamını bilmiyoruz” dediler. “O zaman ben size anlamını anlatayım” diyecektim ama vazgeçtim. Çok şaşırmıştık ama bu cevaba. Hiçbir şey olmasa dükkânın adı Lâl. Sırf o yüzden anlamını öğrenselermiş bari. Ben de, onlar “Kızının adını Lâl koyacakmış ama anlamını bile bilmiyor” diye düşünmesinler diye baştan açıklama yapıyorum.

16 Ağustos 2012 Perşembe

‘Börülceler’ Buluştu

Otogar’a gelir gelmez ben hemen otobüs firmasının standına gittim ve İzmir için bilet aldım. Yaklaşık 30 dakika sonra kalkacaktı otobüs. Beklemeye başladık. Bu sırada Nursen gene günlük ayran ihtiyacını karşılıyordu. Özellikle Güzelçamlı’ya gittiğimizden beri hergün mutlaka bir tane ayran içiyordu Nursen. Hem sıcaklarda serinletiyordu hem de faydalıydı. Hem kendisi hem Lâl için. Lâl’de doğunca ayranı sevecek diye düşünüyorduk. 

Ayranın yanı sıra her gün yarım litrede süt içiyordu. Ama laktozsuz süt. Gaz yapıp rahatsız etmesin diye laktozsuz süt içiyordu her gün. Ama bu sütü bakkallarda bulamıyorduk. Genelde büyük süper marketlerde bulabiliyorduk. Bu noktayı da konudan gayet alakasız bir şekilde buraya ekledim.

Otobüsümüzün kalkma saatine yakın ben gidip bavullarımızı verdim. Annem ve İclâl Abla ile vedalaşıp otobüse bindik. Aslında öyle bir anlattım ki sanki 12 saatlik yolculuğa çıkıyoruz. Kuşadası – İzmir arası en fazla 2 saat sürüyor aslında. Çok uzun bir yolmuş gibi anlattığıma bakmayın.

Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra İzmir Otogarı’na geldik. Eşyalarımızı alıp gölge, serin bir yerde oturup Seren’den haber beklemeye başladık. Çok geçmeden de aradı zaten. Söylediği yerde buluştuk ve kısa bir hasret gidermeden sonra arabaya binip eve doğru yola çıktık.

Seren, Nursen için her türlü konforu ve rahatını ince ince  düşünmüş. ‘Börülcesinin’ hamile haliyle rahat ve sıkıntısız 2-3 gün geçirebilmesi için elinden gelin her şeyi düşünmüş ve yapmış sağ olsun. Bahsetmiştim birbirlerini görümce olarak görüyorlar ve ‘börülcem’ diye hitap ediyorlar birbirlerine. Eve gelir gelmez Nursen direkt dinlenmeye çekildi. Toplamda yaklaşık 4 saatlik yol yormuştu tabii. Biraz dinlenerek kendisine gelmesi gerekiyordu.

‘Börülce’lerin buluşması  da çok iyi oldu. Nursen, Seren’le çok iyi anlaşıyor ve çok güzel dertleşiyorlar. Seren’in mesleği psikolog. Bizim full-time kardeşimiz, arkadaşımız, dostumuz part-time psikoloğumuz. Seren’le dertleşmek, konuşmak Nursen’e de çok iyi geliyor.  Ben onları baş başa bırakıp kendi işime bakıyorum. Onlar da hem dertleşiyorlar, hem dedikodu yapıyorlar, keyiflerine bakıyorlar.

İzmir’de ki 3 günümüz gerçekten çok güzel geçti. Nursen zaten İzmir’e bayıldığı için O’na ayrı bir keyif oluyordu. Seren’de güzel zaman geçirebileceğimiz, eğleneceğimiz her şeyi düşünmüş ve programlamış. Bizim neleri sevdiğimizi, nelerden keyif aldığımızı bildiği için çok güzel plânlar yapmış. Bize sadece bu plânlara uymak kaldı. Zaten zevklerimiz, keyif aldığımız şeyler Seren’le de neredeyse aynı.

Mesela Nursen, Kızlar Ağası Hanı’nı çok seviyor. Oradaki otantik ortamda bulunmaya, gezmeye bayılıyor. Bir günümüzü sadece oraya ayırdık. Tabii ki İzmir’in sıcağında öyle günün ortasında gitmek çok zordu. Akşam üzerini bekledik. O bunaltıcı sıcak azalmaya başlayınca çıktık evden. Gerçi akşam bile bizim için çok bunaltıcı ve sıcak oluyor İzmir’de. Biz Ankara havasına alışığız tabii. O kadar sıcak ve nem fazla geliyor. Hele ki Nursen için daha kötü oluyor bu havalar. Zaten hamilelikten dolayı bunalma kat sayısı çok yüksek bir de bu sıcak ve nem iyice “Bunalgül” haline getiriyordu Nursen’i. Güzelçamlı’da da bunalıyordu ama İzmir’de ki kadar değil.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

H&M KIDS'le Bu Sonbahar Çocuklar Okula Dönüş İçin Can Atacak!


Sonbahar kapımızı çalarken okula dönüş hazırlıklarına başlamanın tam zamanı. Şimdi hem oyun, hem de eğlence için çok sevimli çocuk kıyafetlerimiz var. Bu sezon H&M KIDS ekoseleri, tüvit kumaşları ve enteresan detaylarıyla İngiltere’den ilham aldı!

Bizler H&M olarak, çocuk kıyafetlerimizde standartlarımızı yüksek tutuyoruz. H&M KIDS ürünlerinin çocukların istedikleri gibi hareket etmelerine dayanıklı olması, hem de oyun saatinin daha sakin anları için yeterince yumuşak olması gerekiyor. Kullanışlı olduğu kadar, çocuğunuzun cildine karşı nazik, çevreye karşı da duyarlı olması lazım. Bu nedenle de popüler basic ürünlerimizin çoğu organik pamuktan üretiliyor.



H&M’den çocuk kıyafeti alırken güvende hissedebilirsiniz. Ürünlerin her biri çocuklar için güvenli olduğundan emin olmak üzere bir takım testlerden geçiriliyor. Örneğin tüm dış giysilerimiz kazaları engellemek amacıyla ayrılabilir kapüşonlara ve sımsıkı tutturulmuş düğmelere sahip.



H&M KIDS’le Okula Dönüş’ü ve sonbaharın gelişini yeni bir kampanyayla kutluyoruz! 15–26 Ağustos tarihleri arasında yapacağınız her 20 TL’lik alışverişe, 27 Ağustos – 9 Eylül 2012 tarihleri arasında tüm koleksiyonlarda kullanabileceğiniz 10 TL’lik hediye kartı H&M mağazalarında sizleri bekliyor.

Hangi etkinlik için olursa olsun, yeni favorilerinizi seçmek çok kolay. H&M hem çocuklara, hem de yetişkinlere neşeli bir sonbahar diliyor!



H&M’in kampanya ve yeniliklerinden haberdar olmak için sitesini ve sosyal ağ hesaplarını takip edebilirsiniz:

http://www.hm.com/tr/
http://www.facebook.com/hm
https://twitter.com/hmturkiye
http://www.youtube.com/user/hennesandmauritz

Bir bumads advertorial içeriğidir.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

‘Hamile’ Tatilimiz Bitiyor


Tatilimizin sonuna geliyorduk yavaş yavaş. Ankara’ya dönüp doğum hazırlıklarına başlayacaktık artık. Tatilin son 3 gününü İzmir’de geçirecektik. İzmir’de çok yakın olduğum, hatta kardeşim diye gördüğüm Seren’e gidecektik. Nursen’de çok seviyor Seren’i ve beraber zaman geçirmekten çok büyük keyif alıyor. Ben kardeşim gibi gördüğüm için Seren’i Nursen’in de gayr-ı resmi görümcesi oluyordu aslında. Ama onlar birbirlerine “börülcem” diyorlar. Hatta Seren’i Lâl’in halası olarak görüyorduk. Aramızda kan bağı olmasa da böyle yakın bir ilişkimiz var.

Son günlerimizde artık Güzelçamlı’da ki tanıdıklarımızla da karşılaştıkça vedalaşıyorduk. Pazar esnafı, evimizin yakınlarındaki esnaf, belediyenin çay bahçesinde çalışanlar gelecek sene bizi bebeğimizle birlikte beklediklerini söyleyip vedalaşıyorlardı. Hepsi orada olduğumuz sürede bize çok yardımcı olmuşlardı ve ilgilenmişlerdi.

İzmir’e gitmek için önce Güzelçamlı’dan dolmuşa binip Kuşadası’na gitmemiz gerekiyordu. Sonra Kuşadası Otogar’dan otobüs ile İzmir’e geçecektik. İzmir Otogar’ından da Seren gelip bizi alacaktı. Bu seyahatte en zor olanı dolmuşla Kuşadası’na gitmek olacaktı. Tabii ki zorluk Nursen açısından. Dolmaşa binmek, inmek, sıkışık koltuklar arasında oturmak hamile bir kadın için zor oluyor tabii ki.  Gerçi benim içinde biraz zor olacaktı aslında. Elimizdeki bavullardan dolayı.

Plânı programı yapıp Seren’e haber verdik biz şu gün geliyoruz diye. Seren’de işini ona göre ayarladı. Gideceğimiz günden bir gün önce İclâl Abla “Yarın ne zaman gidiyoruz?” diye sordu. Önce “Gidiyoruz” demesine anlam veremedim. “Yarın şu saatte dolmuşa bineceğiz. Sonra da Kuşadası’nda ilk İzmir otobüsüne bineceğiz” dedim. Yarım saatte bir Kuşadası’ndan İzmir’e otobüs kalkıyor o yüzden çok fazla beklemeden hemen gidebilecektik.

İclâl Abla “Yok dolmuşla gitmeyeceksiniz. Ben götüreceğim sizi. Kızı hamile haliyle dolmuşa mı bindireceğiz?” dedi. İşte gene İclâl Abla yapacağını yapmıştı. Kendisi programı yapıp bizi götürmeye karar vermiş meğerse. O yüzden “Ne zaman gidiyoruz?” diye sormuş. Sağ olsun gene yardımımıza koştu İclâl Abla.
Yola çıkacağımız gün sabah kahvaltıdan sonra aheste aheste hazırlanmaya başladık. Çok sıcaklarda yola çıkmayalım diye düşünüyorduk. Şöyle öğleden sonra gibi çıkmaya karar verdik. O yüzden de gayet yavaş şekilde hazırlanıyorduk. Öğleden sonra İclâl Abla’nın arabasına eşyalarımızı yükledik, komşularımızla vedalaştık ve yola koyulduk. Herkes bizi gelecek sene 3 kişi olarak bekliyordu. Annem de bizimle gelecekti ve hep beraber Kuşadası Otogarı’na doğru yola çıktık.

12 Ağustos 2012 Pazar

Siz Hiç LSV Dükkan Çikolatası Tattınız mı?


LSV Dükkan yani Lösev Dükkan’ında lösemili çocuklarımızın anneleri kendi elleriyle hazırladıkları organik kurabiyeler ve birbirinden renkli el emeği, göz nuru el işlerini sizlere sunuyor. LSV Dükkan bundan tam 12 sene önce LÖSEV Ankara’da, küçücük bir atölyede 5 anne ile başlayan bir çalışmayken bugün yüzlerce annenin ekmek parasını kazandığı meslek atölyeleri haline geldi. 



Beslenme ile kanser arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekmek için kurulan bu minicik atölye, seneler içerisinde azim, sevgi ve inançla büyüdü. Giderek büyüyen ve insanın içini ısıtan bu başarı öyküsü, LSV Dükkan markasını yaratmaya kadar uzandı. Lösemili çocuklarımızın annelerinin umutlarını, hayallerini işlediği, sevgiyle yoğurduğu her bir LSV Dükkan ürünü sevgili çocuklarımızı hayata bağlayacak.



Tüm renkleri ve lezzetleri ile Türkiye’nin her yerinden LSV Dükkan’a www.lsvdukkan.com üzerinden ulaşabilir ve sipariş verebilirsiniz.

Lösev’i Twitter’da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

9 Ağustos 2012 Perşembe

İkinci Üç Ay Şaşkınlıkları


Daha öncede bahsetmiştim. Hamilelikte ikinci üç ay en zevkli ve eğlenceli dönem oluyor. Benim için de çok eğlenceli oldu. Hamilelikten dolayı Nursen bu zamanlarda biraz şaşkınlaşmıştı. Bu durumda da ben çok eğleniyordum. Farkında vardığında Nursen’de çok eğleniyordu aslında.

Bir gün deniz kenarında Nursen, ben ve Emel oturuyoruz. Bu sefer iğde ağacımızın altında değil kumsalda şezlongdayız. Tam karnımız acıktı bir şeyler yiyelim diye düşünürken deniz kenarında kafasında kocaman tepsiyle simitçi geçiyordu. Tam denizin kenarında suyun içinde yürüyordu. Bu sıcakta hiç değilse öyle serinliyordu tabii. Bu şekilde tüm sahili bir baştan bir başa yürüyordu.

Bizim önümüzden geçerken çağırdık. Simit tepsisini kafasından indirip almamız için bize doğru tuttu. Biz simitlerimizi aldık. Ben parayı öderken Nursen simitçiye “Hava çok sıcak. Sen bu sıcakta yürüyorsun devamlı. Niye şapka takmıyorsun?” diye sordu. Simitçi önce Nursen’in sorusunu algılamaya çalışırcasına yüzüne baktı ve “Abla, tepsi var ya işte!” dedi. E öyle tabii.. Koca tepsiyi zaten kafasında taşıyor şapkaya ne gerek var? Nursen’in ilk şaşkınlığı bu oldu ve çok güldük.

Nursen’in karnı da büyümeye devam ediyordu. Bir gün denize girerken Nursen bikinisinin sıktığını söyledi. Hiç memnun değildi bikinisinden, çok sıkıyormuş. Ama bunun Lâl’in büyümesi yüzünden olduğuna ihtimal vermedi nedense?  Lâl büyüdü, Nursen’in karnı büyüdü, bikini de doğal olarak sıkacak tabii ki. Nursen o anda hamileliğini unutup kendisine konduramadı. Bu olay uzun süre gülme konusu oldu bizim için. Hâlâ da aklımıza geldikçe gülüyoruz.

Tatilimizin son 3 gününü İzmir’de geçirdik. Bir sabah Nursen uyandığında gece hiç 
uyuyamadığını söyledi. Önce benden dolayı olduğunu düşündüm. Ama değilmiş. Sıkıntılar basmış, karnı ağrımış, rahat yatamamış. Ama dediğine göre uyuyamamasının esas sebebi sadece bunlarmış. “Uyuyamadım ama Lâl’den dolayı değil” dedi. Bahsettiği sebepler başka neden olabilirdi ki? Karnı büyüdüğünden rahat yatamamış, hamileliğinden dolayı sıkıntılar basmış ve karnı ağrımış. Ama Lâl’den dolayı değilmiş.

Aslında birkaç tane daha komik olayımız var ama bir türlü hatırlayamıyorum. Keşke not alsaydım. Nasıl olsa unutmam diye düşünüyordum ama unutuluyormuş. Aklıma geldikçe eklemeler yapacağım.

2 Ağustos 2012 Perşembe

Lâl’in Hareketleri Azaldı


Her şey gayet güze giderken bir gün Lâl’in hareketlerinde azalmalar olmaya başladı. O kadar hareketli olan bebeğimiz artık fazla hareket etmiyor bizi şaşırtıyordu. Saatlerce hareketsiz kaldığı oluyordu. En sevdiği sohbet ortamlarında hareketsiz kalıyor hatta İclâl  Abla’nın sesine bile tepki vermiyordu.

Bu hareketsizlik bizi endişelendirmeye başladı. İkinci günde de hâlâ devam ediyordu. Lâl hiç hareket etmiyor değildi ama çok nadir ve hafif hareketlerdi bunlar. İyice endişelenmeye başlayınca Kuşadası’nda veya Söke’de bir hastaneye giderek kontrol ettirmek istedik. Hiç değilse durumu öğrenip kafamızın rahatlamasını sağlayacaktık. Belki herhangi bir olumsuz durum yoktu ama böyle merak içinde olmak çok daha zor oluyordu.

İnternetten Kuşadası ve Söke’de ki hastanelerin telefon numaralarını bulup hepsini teker teker aradım. Hem hastanedeki kadın doğum bölümünde ki teknik donanımı öğrenmek istiyordum hem de sosyal sağlık güvencemizden yararlanıp yararlanamayacağımızı araştırıyordum. Sonunda Kuşadası’nda ki özel bir hastanede karar kıldık. Hem teknik olarak donanımının iyi olduğunu öğrendim hem de Nursen’in sağlık güvencesinden yararlanabilecektik. Hemen randevu aldım hastaneden.

Fakat arabamız olmadığından gitmemiz çok zor olacaktı. Hemen İclâl Abla’ya koştum. Durumu zaten daha önceden biliyordu ve sık sık gelip kontrol ediyordu. Aynı şekilde Fulya Teyze’de bizi hiç yalnız bırakmadan sık sık gelip hem durumu soruyor hem de moral vermeye çalışıyordu. Fulya Teyze ve İclâl Abla çok yakın arkadaşlar ve beraber yaşıyorlar. İkisi de akrabadan da öte çok yakınlık duyduğumuz kişiler.

İclâl Abla randevu saatimizi öğrendi. İşlerini de ona göre ayarladı ve bizi arabasıyla hastaneye götürdü. Zaten daha önceden bildiğimiz bir hastaneydi ve kolay bulduk. Bildiğimiz derken gittiğimizden bilmiyoruz aslında sadece ana yola yakın bir yerde olduğundan gelip geçerken görüyorduk. İclâl Abla ve Fulya Teyze bizi hastaneye bıraktı ve işlerini halletmek üzere şehir merkezine gittiler. Biz de işimiz bitince arayacaktık ve nerede olduklarını söyleyeceklerdi. Taksiye atlayıp yanlarına gidip Güzelçamlı’ya geri dönecektik.

Hastanede sadece bir tane kadın doğum uzmanı doktor varmış. Görünüşe göre tecrübeli ve cana yakın bir doktordu. Sıramız geldiğinde bizi içeri aldı ve sorunumuzu anlattık kendisine. O doktorda Nursen’in “riskli gebelik” grubunda olduğunu öğrenince daha titiz davrandı ve ilgilendi. Hemen Nursen’i kontrole aldı doktor. Ultrason cihazı doktorun odasındaydı.

Doktor kontrollerini ve incelemelerini yaptı. Merak edecek hiçbir sorun olmadığını rahat olabileceğimizi söyledi. Bu bizi çok çok rahatlatmıştı. Bu sayede Lâl’i de görmüş olduk. Uzun zamandır görüşmüyorduk kendisiyle ve özlemişiz açıkçası. Doktor gelişiminin gayet iyi olduğunu, her şeyin normal seyrettiğini söyledi. Lâl görmeyeli biraz daha büyümüş ve daha da şekillenmişti. Artık daha da bebeğe benzediğini gördük. Hatta ultrason fotoğraflarını da aldık Lâl’in ve aklımıza estikçe bakıp seviyorduk.

Ama kızmıştık Lâl’e aynı zamanda. Niye bizi bu kadar telaşlandırdığına kızıyorduk. Her şey normalmiş işte, büyümesi iyi gidiyormuş, keyfi yerindeymiş de peki niye hareket etmiyor diye kızdık. Sanırım Lâl bana çekecek ve biraz tembel olacaktı.

Belki biz biraz fazla evhamlandık ama 39 yaşında anne – baba adayı olunca ve bir de Lâl tüp bebek olunca böyle oluyor sanırım. Evhamımızı engelleyemiyorduk. Bu durumu daha sonra Ankara’ya döndüğümüzde de 2-3 defa daha yaşadık. Onu da ileride anlatacağım.

Hastaneden çıktıktan sonra İclâl Abla ve Fulya Teyze ile buluşup rahatlamış ve mutlu şekilde Güzelçamlı’ya döndük. O günden sonrada Lâl’in hareketleri çok fazla olmadı ama 2-3 gün sonra gene normale döndü ve hareketleri arttı Lâl’in. 

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Lâl’mi? Lal’mı?


Bir gün İclâl Abla bize geldiğinde bir şey sormak istediğini söyledi. Kendisinin ismi İclâl olduğundan hep ufak tefek sıkıntılar çektiğini, adının a harfinin üzerinde inceltme işareti kullanılmadan telaffuz edildiğini, hatta bazen bu şekilde telaffuz edilerek şaka konusu, dalga geçme konusu yapıldığını söyledi. Lâl’in de doğduktan sonra ve ileride böyle sorunlar yaşayabileceğini, bu adı koymaktan emin olup olmadığımızı sordu. Çok haklıydı. Gerçekten sert telaffuz edildiğinde anlamı tamamen değişen ve dalga konusu edilebilecek, şakaya maruz kalabilecek bir isim Lâl. Lal ve Lâl arasındaki farkın ne olduğunu, ikisininde anlamlarını ve ne kadar farklı anlamlara geldiğini daha önceki bir yazımda (http://babaolacagimoluyorumoldum.blogspot.com/2012/04/kz-olursa-ismi.html) anlatmıştım. Merak edip öğrenmek isterseniz lütfen okuyun.

Bunları konuşurken biz evin içerisindeydik ve Emel’de balkonda oturuyordu. Bizi çok rahat duyabilecek durumdaydı. Bende özellikle Emel’in duyacağı şekilde cevap verdim İclâl Abla’ya. Tam denk gelmişti aslında İclâl Abla’nın bu duyarlılığı ve sorusu. Cevabımı Emel’de duyacak ve bu konuda kadar hassas olduğumu görüp, diğer ortak arkadaşlarımıza da iletebilecekti. Bundaki amacım kesinlikle Emel ve diğer arkadaşlarımız bu şekilde davranıyor veya ileride böyle olacakları falan değildi. Kesinlikle de böyle bir şey beklemiyordum ve zaten yapacak insanlarda değil. O anda böyle denk geldi sadece.

Sonralarda yeri geldikçe diğer arkadaşlarımıza da düşüncemizi ve tavrımızı söyledim zaten. Daha önce hiç konuşmadığımız, bahsi geçmeyen bir konuydu ve yeri gelmişken baştan tavrımı belirtmekti amacım sadece. Direkt Emel’e bu konuda bir şeyler söylesem yanlış da anlaşılabilirdi. Böylesi daha iyi oldu. Hiç değilse belki konuşmalarımız Emel’in dikkatini çeker ve diğer arkadaşlarımıza da bu konudaki hassasiyetimizi önceden söyleyebilirdi.

İclâl Abla’ya Lâl’in ismiyle bu şekilde dalga geçen, şakaya vuran arkadaşlarımız olursa kesinlikle sert tepki göstereceğimi, buna asla izin vermeyeceğimi ve bu konuda çok hassas olduğumu söyledim. Nursen de aynı düşüncedeydi ve beni bu konuda direkt destekliyordu.
İclâl Abla’da beni destekleyerek çok doğru düşündüğümü, eğer öyle bir durum olursa vereceğim tepkinin çok doğru olacağını hatta gerekiyorsa baştan uyarmam gerektiğini söyledi. Kendisi gerçekten bu durumlara çok maruz kalmış ve canı çok sıkılmış. Bizimde canımızın sıkılmasını keyfimizin kaçmasını istemiyordu.

Gerçi hiçbir zaman öyle bir durumla karşılaşmadık ve böyle bir tepki göstermek zorunda kalmadım. Arkadaşlarımız kızımızın ismini kesinlikle dalga konusu yapacak insanlar değildi. Sadece birkaç kere bir iki arkadaşımız veya çevremizdeki birileri Lâl’i inceltme işaretini kullanmadan sert şekilde söylediğinde kibarca uyardım. Doğrusunun, a harfinin inceltilerek söylendiğini ve eğer diğer türlü olursa bambaşka bir anlam olduğunu belirttim. Bunu söylediğim herkes de bana hak vererek daha sonra Lâl’in adını telaffuz ederken daha dikkatli oldular.