Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

kız babası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kız babası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2014 Cuma

Çiy Damlam, 3 Yaşında Oldun Bile…

Bir tanecik çiy damlam benim… Göz açıp kapayıncaya kadar geçti 3 sene. Bugün tam 3 yaşındasın artık. Tam üç sene önce bugün dünyaya geldin. Annen, ben ve sevdiğin bir çok yakının bu saatlerde hastanede heyecanla senin gelmen için saat sayıyorduk. Şimdi ise hayatımıza girdiğin günden beri artık seneleri saymaya başladık.

Çiy damlam, üç senemiz seninle dolu dolu geçti. Her anımızı seninle paylaştık, her anımızda yanımızda olmanı istedik. Gittiğimiz yer, yaptığımız iş fark etmedi, hep seninle beraber paylaştık o anları. Ama itiraf ediyorum, ara sıra annenle beraber baş başa bir yerlere giderek kaçamak yaptığımız zamanlar oldu. Ama inan ki tek amacımız, sadece senin biraz bizsiz kalıp kafanı dinlemen içindi J

Gayet sakin, rahat, sıcak kanlı, olumlu bir bebek oldun sen. Bebek diyorum çünkü artık kocaman oldun ve ‘çocuk’ sınıfına girdin. Ara sıra arızaya geçip huysuzlandığın zamanlar da oldu tabii ki ama ne de olsa sen bebeksin, bunlar olmazsa bir gariplik var demektir. Ama biz senden hiç şikayetçi olmadık. Bebekliğinden kaynaklanan her huysuzluğunda, her sorunda sakin ve mantıklı şekilde çözüme gitmeye çalıştık. Genelde de başarılı olduk. Tamam ara sıra annenin ve benimde çıldırdığımız zamanlarımız oldu ama sende bize biraz hak ver, biz de 40 yaşı devirmiş durumdayız. Bazen tahammül sınırımız düşük olabiliyor.

Sakin ve rahat bir bebek olmanda ki en büyük etken ise 2 yaşına kadar seni annenin büyütmesi oldu. Seninle o kadar güzel ve sakince ilgilendi ki sende bu sakinliği karakterinde, kişiliğinde yansıttın. 2 yaşından sonra ne mi oldu? Merak etme gene çok iyiydin. Yaklaşık 1 sene bıdıbıdı’cığın (babaannen) sana baktı ve sonrada kreşe başladın. (Babaanne’ne ilk konuşmaya başlamandan itibaren ‘bıdıbıdı’ dedin. Umarım bu mektubu okuduğun yaşlarında da bıdıbıdı demeye devam ediyor olursun. Ha bu arada annene de ‘Hua’ diyordun ama 3 yaşından 2 ay kadar önce sadece anne demeye başladın.)

Ben neredeyse hastalık derecesinde sana düşkün oldum. Seni, sensiz geçen her anda çok özlüyorum, aklıma geldiğin anda burnumun direği sızlıyor. Baba olmak ve özellikle de kız babası olmak çok değişik ve müthiş güzel bir duyguymuş meğerse. Sayende yaşadım bu güzelliği.

Zaten duygusal bir adamım ama seninle daha da duygusal oldum. Sen uyurken, oyun oynarken, yemek yerken hiçbir şey düşünmeden seni seyrettim. Kucağımda uyurken sana baktığımda gözlerim yaşardı. Sana olan sevgimden, mutluluğumdan ağladım.

Doğal olarak annene çok düşkün oldun. Bunu kıskanmıyor da değilim açıkçası. Ama bana olan sevginin de farkındayım. Bana ‘baba’ diye her seslendiğinde içim eriyerek yanına koştum, elimi tuttuğunda, başını göğsüme yasladığında, senin için çok konforlu olan göbeğime yattığında hissettiğim mutluluğumun, huzurumun tarifini yapamam. En ufak bir rahatsızlığında, en ufak bir şekilde canın acıdığında benimde içim sızladı. O acıyı, rahatsızlığı bende hissettim. Sen benim bir parçamsın ve hayatımsın, canımsın, her şeyimsin.

Son zamanlarda bana biraz daha düşkün olmaya başladın ve bu beni çok mutlu ediyor. Hani derler ya “kız çocukları babalarına düşkün olur” diye, işte bende bunu bekliyorum heyecanla. Seninle oyun oynamak, birlikte bir şeyler yapmak, beraber zaman geçirmek, seninle herhangi bir zamanı paylaşmak benim için en büyük mutluluk. Bazen bir işi yaparken bana yardım bile ediyorsun ya hani işte o zamanlarda işim bir kolaylaşıyor ve keyifli hale geliyor ki sorma gitsin. Mesela elimde tornavida bir şeyleri vidalarken bana yardım edip o vidaları senin vermen, yaptığım bir şeyin ucundan tutman seninle geçirdiğim en güzel zamanlardan birisi oluyor. Her ne yaparsam yapayım, eğer senin içinde tehlikesiz ve uygunsa o işi seninle yapmak benim için ayrı bir mutluluk oluyor. Tabii aynı şekilde annene de mutfakta, çamaşırda, temizlikte yardımlarını esirgemiyorsun ve annen de eminim benim kadar mutlu oluyordur. Ha o durumda da ikinizi seyretmek çok keyifli oluyor.

Bu üç senedir senin gelişimini, büyümeni izlemek ve takip etmek gerçekten çok şaşırtıcı oldu. Hemen her gün yeni bir gelişim gösteriyorsun, yeni bir şey yapıyorsun, hiç umulmadık zamanda bir şey söylüyorsun veya bir hareket, mimik yapıyorsun. Tüm bunları gün be gün yaşamak, görmek çok çok keyifli ve şaşırtıcı.

Ben, senin hayatımıza girdiğin andan şu ana kadar çok mutlu oldum ve bundan sonrada bana bu mutluluğu arttırarak yaşatacağına eminim. Sen benim hayatım oldun ve artık hayatımda senden başka bir şey düşünemiyorum. Seni kendimden de çok seviyorum ve seveceğim Çiy Damlam.

Benim ‘baba’ olmamı sağlayıp, bana bu duyguyu yaşattığın için sana çok teşekkür ederim. Seni inanamayacağın kadar çok seviyorum...

3. yaş günün kutlu olsun ve daha nice mutlu, sağlıklı, başarılı, huzurlu yaşların olsun Çiy Damlam... 

30 Mayıs 2014 Cuma

KIZ BABASI OLDUM

Aslında annesinin karnında cinsiyetini öğrendiğim anda başladı kız babası olma heyecanım.

Tabii ki kız ya da erkek hiç fark etmeyecekti ama bebeğimizin kız olduğunu öğrenince bambaşka oldu…

Hep sağdan soldan duyardım;

“Kız evlat çok farklı”

“Kız çocuğu baba için ayrıdır”

“Kız çocuğu babasına düşkün olur”

Gerçekten kız evlat çok farklıymış. 2,5 senede bunu bayağı öğrendim ama çok iyi öğrendim diyemiyorum çünkü daha görüp yaşayacağım çok şeyler var. Başka bir deyişle kızımın bana gösterip yaşatacağı da olabilir.

Doğar doğmaz başladı aramızdaki sihirli baba / kız ilişkisi. Kokusu, yarım yamalak bakışı, minik hareketleri, dokunduğumda hissettiğim bambaşka bir duyguydu. Hayatımda hiç yaşamadığım ve yaşayabileceğimi de hiç sanmadığım duygular. Hani ikinci olursa gene yaşanır diye düşünülebilir ama o ilk duygularla aynı yoğunlukta olacağını sanmıyorum.

Dünyadaki ikinci gününde emmesi için annesine vermek üzere kucağıma aldığımda, önce sessizce yüzüne bakıp sonra kokusunu içime çektim ve ilk defa O’nun için ağladım. Mutluluktan ve tarifi imkânsız o sevgiden… Erkekler ağlamaz diye bir şey yoktur ve özellikle kız babası ağlamaz diye bir şey kesinlikle yoktur…

Daha doğmadan aylar önce, bundan sonraki tüm hayatımı kızıma göre plânlamaya başladım. Bir kere kendimi taaa o zaman kral olarak görmeye başladım. Çünkü kızım, benim prensesim olacaktı. Eşim bunu kıskanabilir ama öyle..

Doğduğu gün sigarayı bırakacağım diye kendi kendimi şartladım ve gerçekten de dediğimi yaptım ama sadece 3 ay sürdü. Sonra gene başladım maalesef.. Fakat kızım beni bir kere bile sigara içerken görmedi. Daha sonra, kızım 23 aylıkken büyük oranda O’nun için ve tabii ki karım için sigara içmemeye başladım. İçmemeye başladım diyorum çünkü ilk gün kızımla baş başa iken “hadi içmeyeyim” dedim ve o gün içmedim… Ertesi günde aynı şekilde “hadi bugün de içmeyeyim” dedim ve böyle diye diye aradan 8 ay geçti… Artık kızım, kucağıma geldiğinde veya beni öpmek istediğinde (kırk yılda bir oluyor ama olsun!) iğrenç şekilde sigara kokmuyorum..

Hiç kimseden çekmediğim, umurumda olmayacak nazı, kaprisi, şımarıklığı kızımdan çekiyorum. Hem de seve seve ve inanılmaz bir sabırla. Çünkü O’nu koşulsuz, şartsız delicesine seviyorum. Aşk falan demiyorum ve çocuğum için “aşkım”, “sevgilim” gibi tabirler kullanmayı kesinlikle sevmiyorum.. Bu bambaşka ve çok değişik bir sevgi.. Tarifi imkânsız…

Bu sevgim gün geçtikçe büyüyor, ama kızım sanırım benim gözümde hiç büyümeyecek. O hep benim küçük prensesim olarak kalacak. Elimden geldiğince arkasında olduğumu bilmesini sağlayarak ayaklarının üzerinde sağlam bir şekilde durmasını sağlayacağım tabii ki. Hayatı boyunca benden bir şeyler, bazı izler taşıyacak ister istemez. Çünkü bütün kız babalarında olduğu gibi ben onun hayatını ilk aşkı olacağım. Hatta sanırım beni dünyanın en yakışıklı erkeği olarak gören tek dişi olacak. Karımın bile azıcık olsa da beni böyle gördüğünü hiç sanmıyorum.

Tabii tüm bunları yaşarken 40 yaşımdan sonra kızımın karşısında bir de maymun olmak var. Kimsenin ama hiç kimsenin karşısında hayatta yapmayacağım şeyleri kızımın karşısında rahatlıkla yapıp resmen “maymun” olabiliyorum. Benim bile aklıma gelmeyecek danslar, oyunlar, şaklabanlıklar yapabiliyorum. Hayatım söz konusu olsa bile başkası için yapmayacağım şeyler. Ama kızım için her şey değişiyor… Birde bunları 40 yaşından sonra, bu cüsse ile yapmak apayrı.. Bazen parmağını ağzına alıp “baba, ne yapıyorsun ya? Bu ne hâl?” dermiş gibi bakmasa aslında daha güzel olacak ama gene de O’nun ufacık bir tebessümü bile beni mutlu etmeye yetiyor.

Kuaför olmadığıma göre kimsenin saçını özene bezene taramadım, taramam.. Ama oturup ciddi ciddi uğraşarak kızımın saçlarını tarıyorum, tokasını takıyorum…

Çizgi filmin sonundaki o garip dansları benden başkası ile yapmak istemiyor, bende zaten ondan başkası ile hayatta yapmam.. Ama salonun ortasında karşılıklı yapıyoruz o animasyon hareketleri…

Banyosunu yaptıktan sonra bornozunu giydirip kucağım aldıktan sonra kafasını omuzuma koyup uzun bir süre o şekilde yatması benim için en keyifli anlardan biri…

Tamam, bazen bana uşak muamelesi de yapmıyor değil. Aslında bazen değil sık sık yapıyor bunu… Mesela sütünü annesinin kucağında içmeyi seviyor ama benim hazırlamamı istiyor. Burası gayet normal ama hazırlayıp götürünce beni kovması ne olacak? Sütünü alıyor ve konuşmaya bile gerek duymadan parmağıyla işaret ederek beni kovuyor. Ama biliyor ki nasıl olsa babasına nazı geçecek, babası onun için her şey yapar ve bu ona dokunmaz. Nasıl olsa arasında özel bir bağ var.

Arada annesini de kızdırdığımız oluyor. Ciddi olmayan ufak tefek konularda annesinden fırça yediğinde çaktırmadan göz göze gelip, sessizce gülümseyerek ve göz kırparak ”Aman boş ver” moduna geçebiliyoruz. Annesi bunu fark ettiğinde biraz kızıyor ama ne yapalım biz baba / kız ilişkisi içindeyiz.

Lâl şu anda 2,5 yaşında ve henüz o efsaneleşmiş şekilde bana anlatılan baba düşkünlüğü başlamadı. İşine geldiğinde yaklaşıyor ama birkaç ay sonra üzerimden inmeyecek, bana düşkünlüğü iyice artacak. Sabırsızlıkla o günleri bekliyorum. Annesi de bekliyor aslında.. “Artık sana düşkünlüğü başlasa da benim yakamdan biraz düşse. Devamlı tepemde, biraz da senin tepende olsun” diyor. Bence de olsun… Ben bekliyorum ve kızımla daha içli dışlı, daha sıkı fıkı olmak istiyorum. Aman yanlış anlaşılmasın.. Gene baba olarak tabii ki.. Kesinlikle arkadaş olarak değil.. O’nun arkadaşa değil ama özel şeyler paylaşabileceği, arasında özel bir bağ olacak babaya ihtiyacı var.. İstemediği kadar çok arkadaşı nasıl olsa olacak ama babası sadece ben olacağım.

Seneler sonrasını şimdiden düşünüyorum ve gerçekten çok zor geliyor bana… Bir gün gelecek ve yanımdan uçacak… Evlenecek, bambaşka bir hayatı olacak, anne olacak… Bir sürü etiket olacak üstünde.. Ama ben hep babası olarak kalacağım.. Tüm hayatı boyunca, nerede olursa olsun hep “baba” diye seslendiğinde yanında olacağımı, arkasında olduğumu, ona verdiğim güveni hep hissedecek...


O benim bir tanecik, parlak “çiy damlam”…

21 Şubat 2014 Cuma

KIZIMA 1. YAŞ GÜNÜ MEKTUBUM - "ÇİY DAMLAM'A"

Lâl'in 1. yaş günü için ona yazdığım bir mektup... Uzun bir zaman sonra blogumda yayınlamak istedim..

ÇİY DAMLAM'A

İlk doğum gününe 12 gün kala sana bu mektubu yazıyorum. Acaba okuduğunda kaçıncı doğum gününü kutlamış olacağız? Gerçi bu sana ve senin için yazdığım ilk mektup veya yazı değil. Senin nasıl dünyaya geldiğini anlatan uzun bir yazıyı zaten halen yazıyorum. Sen bu mektubu okuduğunda o yazı da sana, seni anlatan bir hikâye olarak hatta belki kitap olarak odanın bir köşesinde olacak. Bir de bana yaşattığın ilk “Babalar günüm” de sana bir mektup yazmıştım.


Ben ve annen için geç sayılabilecek yaşlarımızda dünyaya geldin. Çünkü annenle birbirimizi ancak 38 yaşımızda bulup evlendik. Bu konuda ikimizde biraz tembellik yapmışız sanırım. Evlendikten hemen sonra olmasa bile 10 ay geçtikten sonra bir bebeğimiz olsun diye karar verdik. Riske atmamak ve daha fazla zaman kaybetmemek için, senin olman için tüp bebek yöntemini uygulamaya karar verdik. Yani sen benden duymuş olma ama “tüp bebek” sin. 

Dünyaya gelme sürecin annen ve benim için gerçekten çok keyifli oldu. Tabii ki arada bazı sıkıntılar yaşadık ama genelde keyifli bir süreç geçirdik. Ama daha en başından senin dünyaya geleceğine çok ama çok inanmıştık. Tüp bebek olduğun için her şey plânlı ve programlı ilerliyordu ve senin için elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalıştık. Sonuçta sen dünyaya geldin ya hiçbir şey önemli değil.

Daha annenin hamileliğinin ilk günlerinden itibaren sana bir kişilik vermiştik. O kadar emindik ki dünyaya geleceğinden sen doğana kadar hep bu şekilde davrandık. Annenin sana hamile olduğunu öğrendiğimiz gün adın bile hazırdı. Tabii ki daha cinsiyetin belli olmadığından hem kız hem erkek ismine karar vermiştik senin için. Kız olursan adın Lâl erkek olursan Tan olacaktı. Ama cinsiyetin belli olana kadar annen ve benim şakacı tarafımızdan kaynaklanan bir fikirle sana Şadan demeye başladık. Senin zamanında belki bu isim bilinmeyecek bile hatta bizim zamanımızda bile pek bilinmiyor ama aklımıza birden geliverdi işte.  Hem kız hem erkek ismi olabildiği için sana Lâl veya Tan diyene kadar Şadan dedik hep. Yani sen bizim için ilk cenin halinden itibaren bir bireydin artık. Ve sonradan zamanı geldiğinde öğrendik ki ismin Lâl olarak dünyaya gelecekmişsin.

Annenin tüm hamilelik dönemi boyunca seni çok büyük bir heyecanla ve hevesle bekledik. Daha ilk ayından başlayarak doğduğun günden itibaren senin için yapacaklarımızı plânlamaya başladık. Bu ilk doğum gününe kadar plânlarımızın neredeyse hepsini gerçekleştirdik ve sen bu mektubu okuduğunda da umarım tamamını gerçekleştirmiş, hatta belki de daha iyisini yapmış oluruz.

Lâl’im, senin dünyaya gelmen bizim için dünyanın en büyük mutluluğu oldu. Hayatımızın en güzel ve en iyi olayı sen oldun. Daha doğrusu artık sen bizim hayatımız oldun. Sen bizim geleceğimiz oldun. Bir tanecik kızımız oldun.

Doğduğun günün ertesi günü seni evimize getirdik. Annenin karnında yaşadığın evimizde artık dünyaya gelmiş bir bebek olarak yaşamaya başladın. İkinci gününde seni yatağından alıp annenin kucağına meme emmek için kucağıma aldım ve senin o ufacık, masum, tertemiz yüzüne bakarken ağlamaya başladım. Senin için ilk ağlamam oldu bu. Hani belki duymuşsundur “erkekler ağlamaz” derler ama yok öyle bir şey. Ağlamayan erkek hele ki bir baba yoktur. Ağlama sebebim sadece sen ve senin sayende yaşadığım inanılmaz mutluluktu. Beni gören annen de dayanamadı ve ikimiz birden seni kucağımıza alıp hiçbir şey düşünmeden mutluluğumuzu ağlayarak dışa vurduk.

Büyümenin her gününü heyecanla yaşadık ve hâlâ yaşıyoruz. Yaptığın her yeni hareket, mimik, tepki, davranış bize ayrı bir mutluluk verdi. Seninle sevindik seninle üzüldük. Tamam,  bazen tahammülümüzün azaldığı zamanlar oluyor ama o kadar da olsun artık.

‘Çiy Damlam’ sen gerçekten hayatımıza bir çiy damlası gibi düşüverdin. Senin o ufacık pırıltın, canlılığın, daha annenin rahminde başlayan hayata tutunma azmin hiç azalmasın. Seninle başlayan yaşamımız sensiz geçen zamanı unutturdu ve sen bizim her şeyimiz oldun.

Bize bu duyguları yaşattığın için, bize ‘seni’ yaşattığın için, hayatımız olduğun için, canımızın bir parçası olduğun için, varlığınla varlığımıza anlam verdiğin için sana çok teşekkür ederiz.

Seni, senin bile tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyoruz ‘Çiy Damlam’.


14 Şubat 2014 Cuma

BİR KIZI OLMALI İNSANIN


Canını emanet ettiğin,elin,ayağın,gözün,kulağın,her şeyin.
Bir kızı olmalı insanın.
Bir hata yaptığnda,gözlerinin içine baktığın,bakar bakmaz masumiyetiyle saniyeler içinde eridiğin,vefasına taptığın.
Bir kızı olmalı insanın.
Evinde babasına,annesine karşı nazlı niyazlı,
Sokakta cadılığından ve hışmından korktuğun.
Bir kızı olmalı insanın.
Herkes terkettiğinde seni,varlığında da,yokluğunda da,evliyken de,bekarken de
babacığım ya da anneciğim diye kucak açtığında,gözyaşlarıyla bağrına bastığın.
Bir kızı olmalı insanın.
Demlediği çayı süzülerek getirdiğini seyrettiğin,
Pişirdiği kahvenin tadına gizlediğin,özenle bezediğin.
Bir kızı olmalı insanın.
Canıyla canlandığın,varlığıyla anlamlandığın,
Özlemiyle ve iç çekişlerinle dağ dağ efkarlandığın.
Bir kızı olmalı insanın.
"Dünya bir yana,kızım bir yana" diyebildiğin


S.Aksoy