Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

Lilypie - Personal pictureLilypie Angel and Memorial tickers

11 Eylül 2012 Salı

Şeker Yükleme Testi Gerekecek mi?


Verdiğimiz tarihlerden tahmini olarak doğumun ekim ayının 20’si gibi olacağını söyledi. Ama ekim ayının ilk haftasından itibaren de her an olabilirmiş. Gidişata bakarak o zamanlarda karar veririz dedi. Nursen tüp bebek yaptığımızdan dolayı riskli gebelik grubunda olduğundan ve belindeki disk kayması yüzünden doğumu sezaryen yapacağını söyledi. Nursen de zaten öyle istiyordu. Aslında doktor normal doğum taraftarıymış ama bu durumda o da sezaryenin daha mantıklı ve Nursen için daha kolay olacağını söyledi.

Doğum için hastane seçimini bize bıraktı. Hangi hastanede isterseniz orada yaparız dedi. Birkaç tane alternatif verdi bize. Bizde o alternatifler arasında bir seçim yapacaktık. Aslında aklımızda bir hastane vardı. Daha önceden orada doğum yapan tanıdıklarımızdan aldığımız bilgilere göre bizimde hoşumuza gitmişti o hastane. Hem de o hastane bizim ilk kontrollere gittiğimiz ve ilk doktorumuzdan vazgeçtiğimiz hastaneydi. Ama doktordaki olumsuzluğu hastaneye yüklemiyorduk tabii ki. Doktor ayrı hastanenin doğum servisi ayrı.

Doktorumuza her hangi bir tahlil veya benzeri bir şey yaptırmamızın gerekip gerekmediğini sorduk. Daha önceden amniyosentez ve detaylı ultrason yaptırdığımızdan bahsettik. İkisininde sonuçlarından kendisine gösterdik. Doktor durumun gayet güzel olduğunu başka bir tetkike gerek olmadığını söyledi. Daha önceden duyduklarımıza göre şeker yükleme testine gerek olup olmadığını sorduğumuzda da Nursen’e şöyle bir bakıp hiç gerek olmadığını söyledi.

Hamilelik döneminde kadında şeker sorunu yoksa bile hormonel değişimlerden dolayı ‘hamilelik şekeri’ denilen bir durum ortaya çıkabiliyor ve doğumdan sonra bitiyor. Özellikle Nursen gibi riskli gebelik grubundaki bir hamile için bu çok önemlidir. Sonuçta bebek glukoz ihtiyacını anneden karşıladığı için eğer ‘hamilelik şekeri’ gibi bir rahatsızlık oluşursa bu bebek için riskli bir durum oluşturabilir. Bunun için hamileliğin 24. – 28. haftalarında glukoz yüklemesi ile şeker testi yapılması gerekebilir. Bu testin yaptırılması gerek durumlar ise aşırı kilo, hamilenin 30 yaş üzerinde olması, ailede veya kadının kendisinde daha önceden şeker hastalığı olması.

Doktorumuz, Nursen’in kilosunun şeker yükleme testi yapılmasını gerektirecek kadar fazla olmadığını bu yüzden gerek olmayacağını söyledi. Daha önceden de şeker hastalığı yok zaten. Belki ilerleyen zamanlarda gerekir ona da o zaman bakarız dedi. Bunun üzerine üstüne basa basa kilosuna dikkat etmesini ve fazla kilo almamaya çalışmasını önerdi.

Bir tetkikten kurtulmuştuk. İşin en zor yanı bu tetkikler oluyor çünkü. Nerede yaptıracağımızı araştırmak, oraya gitmek, yaptırmak için uğraşmak gerçekten sıkıntı verici olabiliyor. Zaten bir sürü işimiz var bir de bununla uğraşamayacak olmamız çok iyi oldu aslında. 

3 Eylül 2012 Pazartesi

Yeni Doktorumuzla İlk Görüşmemiz


Hafta sonunu evde geçirdikten sonra pazartesi günü yeni doktorumuza gidecektik. Hani şu tatile gitmeden önce devamlı önünden geçip “Hadi girip Lâl’i görelim” dediğimiz, evimize çok yakın olan doktor. Gerçekten çok merak ediyorduk. Alışabilecek miyiz? Sevecek miyiz? Nasıl olacak? Çok merak ediyorduk.

Pazartesi günü işe gittim ve öğleden sonra erken kaçıp eve döndüm. Randevumuz akşam üzeriydi. Hazırlandık ve heyecanla doktorumuzun muayenehanesine doğru yola çıktık. Yavaş yavaş yürüyerek gidiyorduk. Zaten Nursen o haliyle ne kadar hızlı yürüyebilirdi ki?

Muayenehanenin olduğu apartmana geldik fakat küçük bir sorun bizi bekliyordu. Muayenehane 4. kattaydı  ve binada asansör yoktu. Yukarı çıkmak için biraz zorlandık aslında. Ama bir şey çok iyi düşünülmüş. Sanırım doktorumuz düşünmüş bunu. Bu merdivenleri hamilelerin çok kullanacağını düşünerek 2. kata oturup dinlenmek için bir bank konulmuş. Gerçekten de çok işe yaradı. Orada kısa bir mola verip 2 kat daha devam ediyorduk yukarı.

Muayenehaneye girdiğimizde sekreter tarafından çok nazik ve güler yüzlü bir şekilde karşılanıp bekleme salonuna geçtik. Keyifli ve ferah bir salondu. Özellikle sıkıntılı hamileleri boğmayacak şekilde dekore edilmiş gibiydi. Ya da biz o şekilde algılayıp yorumladık. Bekleyenler de bayağı fazlaydı. Yoğun hasta trafiği olan bir doktor demek ki. Bir yandan etrafı ve ortamı seyrederek, bir yandan kendi aramızda sohbet ederek sıramızın gelmesini bekledik.

Çok fazla zaman geçmeden sekreter bizi çağırdı. Doktorun odasına doğru gidiyorduk ki doktor bizi kapıda karşıladı ve müthiş bir güler yüzlülükle, sempatiklikle, sıcaklıkla bize hoş geldiniz dedi. Hatta hoş geldiniz de değil “welcome” diyerek bizi karşıladı. Genç denilebilecek yaşlardaydı. İlk anda benim kanım direkt ısındı doktora. Hatta birazda kaynadı. Sonradan Nursen’le konuştuğumuzda o da aynı şeyleri düşündüğünü söyledi.

İlk önce odasına geçtik ve biraz sohbet ettik. Durumumuzu daha önceden Evrim’den biraz olsun öğrenmiş. Bize bazı sorular sorarak gerekli bilgileri bilgisayarına girdi. Tüp bebek tedavisine başlangıç tarihi, son regl tarihi v.b. sorular. Bu sorulara daha önceden hazırlıklıydık. Tüm tarihler ve bilgiler notlarımızda vardı. Teker teker bilgileri verdikten sonra bu zamana kadar ki olan biteni anlattık doktorumuza. Bizi dikkatle ve ilgiyle dinliyordu. Arada öğrenmesi gereken soruları soruyordu ve hiç bizi sıkmadan, çok samimi ve sıcak davranarak rahatça şakalar yapıyordu. Onu öyle görünce bizde rahatlayıp şakalar yapmaya başladık. Çok keyifli bir ilk görüşme oluyordu. Daha da kendimize yakın bulmaya başladık doktorumuzu. 

28 Ağustos 2012 Salı

‘Minik Kelebek’ Lâl


Artık doğum hazırlıklarına başlayacaktık. Doğuma şunun şurasında 3 ay kalmıştı. Biz doğumdan en geç 1 ay önce tüm işlerimizi bitirmeyi plânlıyorduk. Ne olur ne olmaz ya erken geleceği tutarsa Lâl’in! Yeni doktorumuza gideceğiz, Lâl’in odasını boyayacağız, eşyalarını alacağız, odasını süsleyeceğiz, Nursen’e doğum çantası hazırlayacağız, Lâl’in eşyalarını hazırlayacağız.

Bir sürü işimiz var yani. 2 ay içinde bitiririz diye düşünüyoruz. Ankara henüz çok sıcak olduğundan işleri yavaş yavaş günlere yayarak yapacağız. Nursen için yorucu olmayacak şekilde ve bunalmayacağı şekilde.

Evimizde hafta sonunu dinlenerek geçirdik. Sıcaktan dolayı evdeyken anca vantilatör karşısında oturabiliyorduk. Nursen bu şekilde dayanabiliyordu sıcaklara. Gerçi benim içinde çok sıcaktı ve vantilatör iyi oluyordu.  Evde zamanımız film seyrederek, plânlar yaparak, alış veriş araştırmaları yaparak geçiyordu. Araştırmalarımızda tabii ki internet çok büyük rol oynadı.

Kendi arabamız yoktu ama kuzenim tatilde olduğu için arabasını biz almıştık. Bu bize çok büyük kolaylık sağladı. Gideceğimiz bir sürü yer vardı ve arabasız bizim için gerçekten çok zor olacaktı. Taksiyle, dolmuşla sağa sola gitmek çok zor ve maddi açıdan da ağır olacaktı.

Bu arada Lâl’in hareketleri de iyice artmaya başladı. Artık bende bayağı hissedebiliyordum Lâl’i. Hatta dışarıdan da gözle görülebiliyordu kıpırdanmaları. Hareket ettiğinde Nursen’in karnında dalgalanmalar oluyor, ayağı veya eliyle ittiğinde küçük tepecikler oluyordu. Onları seyretmek, hissetmek gerçekten müthiş bir duygu. Devamlı konuşuyorduk Lâl’le. Bir şeyler anlatıyorduk, kendimizden bahsediyorduk, onun için neler yapacağımızı anlatıyorduk. O konuşmalarımızda genelde tepki veriyordu içeriden. Sanki bizi anlıyormuş gibi. Anlamasa bile seslerimizi tanıyordu. Birbirimize alışıyorduk işte ne güzel.

Hareketler akşam daha da artıyordu. Özellikle gecenin bir vakti, uykumuzun en tatlı yerinde uyanıp kıpırdanmaya başlıyordu. Nursen beni de uyandırıyordu ve beraber takip ediyorduk hareketleri. Uykumuzdan uyanıyorduk ama değiyordu gerçekten. Nursen, Lâl’i “minik kelebeğim” diye sevmeye başlamıştı. Hareketlendiğinde “İçimde kelebek gibi hareket ediyor. Minik minik hareketler oluyor” diyordu. O günlerden sonra hep ‘minik kelebeğim’ demeye başladı Lâl’e.