Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

Lilypie - Personal pictureLilypie Angel and Memorial tickers

2 Ekim 2014 Perşembe

Baba ilgisiyle büyüyen çocuk daha sosyal


Yapılan araştırmalara göre babanın yakın ilgisi, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini olumlu etkiliyor. Babanın ilgisiyle büyüyen çocuk kendini ifade etme ve iletişim kurmada daha becerikli.

İlk aylarda baba tarafından yoğun ilgi ve bakım gören bebeklerin çevreleriyle iletişim kurmada daha istekli olduğu belirtilmektedir.

Babanın çocuğun bakımıyla yakından ilgili olması özellikle erkek çocuklarda, ileriki yaşlarda karşı cinsel şiddet uygulama eğilimini düşürmektedir. Tek başına bir anne tarafından yetiştirilen çocuklar büyüme süreçlerinde sadece anneyle beraber oldukları için en ufak mutsuzluklarını ya da sorunlarını bile direk anneye bağlayabilir ve ileriki yaşlarda anneye, dolayısıyla karşı cinse karşı olumsuz tepkiler geliştirebilirler. Babanın çocuğun büyüme sürecindeki aktif rolü ise bu olasılığı düşürmektedir.

baba-cocuk-dag-deniz-71

Baba ilgisi çocuğun kendini ifade etme becerisini geliştiriyor

Yapılan araştırmalar babalarının yakın ilgisiyle büyüyen çocukların genelde kendilerini ifade etme ve iletişim kurabilme konusunda daha becerikli olduğunu göstermiştir.

Babanın, çocuğun bireyselleşmeyi öğrenmesi üzerinde rolü büyüktür. Çünkü anneler çocuk bakımında çok daha korumacı, denetleyici bir yaklaşım sergilerken babalar çocuğun çevreyi ve hayatı keşfetme aşamasında ona daha fazla özgür alan bırakmayı tercih eder.

Örneğin çocuk hayatında ilk kez yabancı bir varlıkla (bir köpek, yeni bir oyuncak gibi) karşılaştığında anne çocuğa mümkün olduğunca yakın durarak onun rahatlamasını, güvende hissetmesini sağlar. Oysa babalar genellikle daha geri planda kalarak çocuğun bu yeniliği tek başına keşfetmesine olanak sağlar. Böylelikle çocuk ebeveynlerden ayrılmak durumunda kaldığında ya da yabancı kişilerin yanındayken de rahat olmayı, ağlamamayı öğrenir.

Yetişme sürecinde babanın aktif rol oynadığı çocukların içgüdülerini kontrol etmede ve sosyal adaptasyonda daha başarılı oldukları bilinmektedir.

11 Haziran 2014 Çarşamba

BABA OLUNCA ANLADIM!!..

-        -  Tamam babacığım iyiyim ben. Bir şey olmadı ki. Alt tarafı düştüm. Niye panik yapıyorsun?
-        -  Baba olunca anlarsın!

-         -  Babacığım gece saat 3’de eve geldim. Sen hâlâ uyumamışsın. Ne gerek var? Niye bekledin ki bu kadar?
-         -  Baba olunca anlarsın!

-         -  Babacığım tamam ben iyiyim buralarda. Merak etmene gerek yok. Okul da iyi gidiyor. Her gün merak edip   aramana gerek yok ki!
-         -  Ben arayıp sesini duyayım yeter. Baba olunca anlarsın!

Bir çoğumuzun hayatında babalarımızla aramızda geçen bunlara benzer bir çok diyalog yaşanmıştır. 

Zamanında gerçekten çok anlamsız belki de boş gelir babalarımızdan duyduğumuz “Baba olunca anlarsın!” cevabı.

Aman neyi anlayacağım?” diye düşünürüz. “Bu benim hayatım. Tamam o benim ‘babam’ ama bir yere kadar” diye düşünürüz. Hele ki ergenlik zamanımızda bu düşünce artmaya başlar, yirmili yaşların ortalarına kadar en üst seviyeye ulaşır ve babalarımızın söyledikleri, anlattığı bir çok şey, bize nasihatleri çok anlamsız gelir.

Ne gerek var ki babalarımızın bunları söylemesine? Aramızda kuşak farkı var bir kere.. Ben zaten her şeyi gayet iyi biliyorum, babam ne biliyor ki?” diye düşünürüz o zamanlarda.

Otuzlu yaşlara yaklaşıldığında ve o yaşlar yaşanmaya başlandığında ‘Baba’nın değeri anlaşılmaya başlanır, sözlerine daha fazla değer verilir ve bir çok durumda ‘baba’nın fikirlerine ihtiyaç duyulur.

Gün gelip de ‘baba’ olunduğunda ise işte o ömrümüz boyunca duyduğumuz “Baba olunca anlarsın!” cümlesi hayatımıza yerleşmeye başlar. Artık ‘baba’sın ve bir evladın var. ‘Baba’ olarak evladına karşı büyük bir sorumluluk altına girmişsindir. Evladını en güzel şekilde yetiştirmeye çalışırken onu düşünmeden bir an bile geçiremezsin. Bir çok durumda kendini frenlemeye çalışırsın. Çok fazla müdahaleci olmamaya çalışırsın. Evladın doğduğu günden itibaren işte bu ‘babalık’ duygusu başlıyor.

Dünyaya gelmesi, ufak tepkiler vermesi, gülmesi, emeklemesi, yürümesi, konuşması, ufacık bir resim yapması, bir takım beceriler kazanıp bunları göstermesi, okuması ve evladında gördüğün daha bir çok yeni gelişim ufacık bile olsa ‘baba’yı inanılmaz mutlu eder.

Başkası için hatta kendin için bile üşeneceğin, yapmak istemeyip erteleyeceğin, kendini zora sokmayacağın şeyleri evladın için hiç gocunmadan, üşenmeden, yorulmadan yapmaya başlarsın. Sütü bittiyse yağmur, kar dinlemeden, saate bakmadan çıkıp süt ararsın.  Evladını bir yere götürmek gerekiyorsa bütün işlerini ona göre ayarlar götürürsün. Bütün hayatın, yaşamın, olanakların, üzüntün, sevincin sadece evladının olur.

Yeri gelir evladına sessizce bakarken hayâllere dalarsın, geleceğini düşünürsün, onun için daha ne yapabileceğini düşünürsün. Yeri gelir o uyurken saçını okşayarak duygulanır birkaç damla göz yaşı dökersin evladın için. O senin bir parçandır.

Hayatında en çok endişelendiğin, düşündüğün, değer verdiğin kişi evladın olur. İşte bunlar ancak ‘baba olunca’ anlaşılıyor.

Babam ne kadar haklıymış meğerse. “Baba olunca anladım!”

30 Mayıs 2014 Cuma

KIZ BABASI OLDUM

Aslında annesinin karnında cinsiyetini öğrendiğim anda başladı kız babası olma heyecanım.

Tabii ki kız ya da erkek hiç fark etmeyecekti ama bebeğimizin kız olduğunu öğrenince bambaşka oldu…

Hep sağdan soldan duyardım;

“Kız evlat çok farklı”

“Kız çocuğu baba için ayrıdır”

“Kız çocuğu babasına düşkün olur”

Gerçekten kız evlat çok farklıymış. 2,5 senede bunu bayağı öğrendim ama çok iyi öğrendim diyemiyorum çünkü daha görüp yaşayacağım çok şeyler var. Başka bir deyişle kızımın bana gösterip yaşatacağı da olabilir.

Doğar doğmaz başladı aramızdaki sihirli baba / kız ilişkisi. Kokusu, yarım yamalak bakışı, minik hareketleri, dokunduğumda hissettiğim bambaşka bir duyguydu. Hayatımda hiç yaşamadığım ve yaşayabileceğimi de hiç sanmadığım duygular. Hani ikinci olursa gene yaşanır diye düşünülebilir ama o ilk duygularla aynı yoğunlukta olacağını sanmıyorum.

Dünyadaki ikinci gününde emmesi için annesine vermek üzere kucağıma aldığımda, önce sessizce yüzüne bakıp sonra kokusunu içime çektim ve ilk defa O’nun için ağladım. Mutluluktan ve tarifi imkânsız o sevgiden… Erkekler ağlamaz diye bir şey yoktur ve özellikle kız babası ağlamaz diye bir şey kesinlikle yoktur…

Daha doğmadan aylar önce, bundan sonraki tüm hayatımı kızıma göre plânlamaya başladım. Bir kere kendimi taaa o zaman kral olarak görmeye başladım. Çünkü kızım, benim prensesim olacaktı. Eşim bunu kıskanabilir ama öyle..

Doğduğu gün sigarayı bırakacağım diye kendi kendimi şartladım ve gerçekten de dediğimi yaptım ama sadece 3 ay sürdü. Sonra gene başladım maalesef.. Fakat kızım beni bir kere bile sigara içerken görmedi. Daha sonra, kızım 23 aylıkken büyük oranda O’nun için ve tabii ki karım için sigara içmemeye başladım. İçmemeye başladım diyorum çünkü ilk gün kızımla baş başa iken “hadi içmeyeyim” dedim ve o gün içmedim… Ertesi günde aynı şekilde “hadi bugün de içmeyeyim” dedim ve böyle diye diye aradan 8 ay geçti… Artık kızım, kucağıma geldiğinde veya beni öpmek istediğinde (kırk yılda bir oluyor ama olsun!) iğrenç şekilde sigara kokmuyorum..

Hiç kimseden çekmediğim, umurumda olmayacak nazı, kaprisi, şımarıklığı kızımdan çekiyorum. Hem de seve seve ve inanılmaz bir sabırla. Çünkü O’nu koşulsuz, şartsız delicesine seviyorum. Aşk falan demiyorum ve çocuğum için “aşkım”, “sevgilim” gibi tabirler kullanmayı kesinlikle sevmiyorum.. Bu bambaşka ve çok değişik bir sevgi.. Tarifi imkânsız…

Bu sevgim gün geçtikçe büyüyor, ama kızım sanırım benim gözümde hiç büyümeyecek. O hep benim küçük prensesim olarak kalacak. Elimden geldiğince arkasında olduğumu bilmesini sağlayarak ayaklarının üzerinde sağlam bir şekilde durmasını sağlayacağım tabii ki. Hayatı boyunca benden bir şeyler, bazı izler taşıyacak ister istemez. Çünkü bütün kız babalarında olduğu gibi ben onun hayatını ilk aşkı olacağım. Hatta sanırım beni dünyanın en yakışıklı erkeği olarak gören tek dişi olacak. Karımın bile azıcık olsa da beni böyle gördüğünü hiç sanmıyorum.

Tabii tüm bunları yaşarken 40 yaşımdan sonra kızımın karşısında bir de maymun olmak var. Kimsenin ama hiç kimsenin karşısında hayatta yapmayacağım şeyleri kızımın karşısında rahatlıkla yapıp resmen “maymun” olabiliyorum. Benim bile aklıma gelmeyecek danslar, oyunlar, şaklabanlıklar yapabiliyorum. Hayatım söz konusu olsa bile başkası için yapmayacağım şeyler. Ama kızım için her şey değişiyor… Birde bunları 40 yaşından sonra, bu cüsse ile yapmak apayrı.. Bazen parmağını ağzına alıp “baba, ne yapıyorsun ya? Bu ne hâl?” dermiş gibi bakmasa aslında daha güzel olacak ama gene de O’nun ufacık bir tebessümü bile beni mutlu etmeye yetiyor.

Kuaför olmadığıma göre kimsenin saçını özene bezene taramadım, taramam.. Ama oturup ciddi ciddi uğraşarak kızımın saçlarını tarıyorum, tokasını takıyorum…

Çizgi filmin sonundaki o garip dansları benden başkası ile yapmak istemiyor, bende zaten ondan başkası ile hayatta yapmam.. Ama salonun ortasında karşılıklı yapıyoruz o animasyon hareketleri…

Banyosunu yaptıktan sonra bornozunu giydirip kucağım aldıktan sonra kafasını omuzuma koyup uzun bir süre o şekilde yatması benim için en keyifli anlardan biri…

Tamam, bazen bana uşak muamelesi de yapmıyor değil. Aslında bazen değil sık sık yapıyor bunu… Mesela sütünü annesinin kucağında içmeyi seviyor ama benim hazırlamamı istiyor. Burası gayet normal ama hazırlayıp götürünce beni kovması ne olacak? Sütünü alıyor ve konuşmaya bile gerek duymadan parmağıyla işaret ederek beni kovuyor. Ama biliyor ki nasıl olsa babasına nazı geçecek, babası onun için her şey yapar ve bu ona dokunmaz. Nasıl olsa arasında özel bir bağ var.

Arada annesini de kızdırdığımız oluyor. Ciddi olmayan ufak tefek konularda annesinden fırça yediğinde çaktırmadan göz göze gelip, sessizce gülümseyerek ve göz kırparak ”Aman boş ver” moduna geçebiliyoruz. Annesi bunu fark ettiğinde biraz kızıyor ama ne yapalım biz baba / kız ilişkisi içindeyiz.

Lâl şu anda 2,5 yaşında ve henüz o efsaneleşmiş şekilde bana anlatılan baba düşkünlüğü başlamadı. İşine geldiğinde yaklaşıyor ama birkaç ay sonra üzerimden inmeyecek, bana düşkünlüğü iyice artacak. Sabırsızlıkla o günleri bekliyorum. Annesi de bekliyor aslında.. “Artık sana düşkünlüğü başlasa da benim yakamdan biraz düşse. Devamlı tepemde, biraz da senin tepende olsun” diyor. Bence de olsun… Ben bekliyorum ve kızımla daha içli dışlı, daha sıkı fıkı olmak istiyorum. Aman yanlış anlaşılmasın.. Gene baba olarak tabii ki.. Kesinlikle arkadaş olarak değil.. O’nun arkadaşa değil ama özel şeyler paylaşabileceği, arasında özel bir bağ olacak babaya ihtiyacı var.. İstemediği kadar çok arkadaşı nasıl olsa olacak ama babası sadece ben olacağım.

Seneler sonrasını şimdiden düşünüyorum ve gerçekten çok zor geliyor bana… Bir gün gelecek ve yanımdan uçacak… Evlenecek, bambaşka bir hayatı olacak, anne olacak… Bir sürü etiket olacak üstünde.. Ama ben hep babası olarak kalacağım.. Tüm hayatı boyunca, nerede olursa olsun hep “baba” diye seslendiğinde yanında olacağımı, arkasında olduğumu, ona verdiğim güveni hep hissedecek...


O benim bir tanecik, parlak “çiy damlam”…