Öne Çıkan Yayın

Tüp Babayım "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu"

Tüp Babayım  "Bir babanın gözünden tüp bebek yolculuğu" 9 Şubat'ta çıkıyor

Lilypie - Personal pictureLilypie Angel and Memorial tickers
tüp bebekte gebelik belirtisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tüp bebekte gebelik belirtisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2012 Pazartesi

“Bunalgül” Nursen


Evrim’e, peki niye en başından bu doktoru tavsiye etmediğini sorduk. Bize hiç konuyu açıp sormadığımız için çok karışıp müdahale etmek istemediğini söyledi. Aslında bu konuda Evrim’in böyle bir müdahale hakkı vardı bize. Direkt söyleyebilirdi ve keşke söyleseydi.

Esas doktorun adını söylediğinde tam anlamıyla dumur olduk. Çok çok tanıdık bir isimdi. Ankara’da yürüyüşe çıktığımızda Hoşdere Caddesi ile Cinnah Caddesi’inin kesiştiği köşede bir apartmanın girişinde kadın doğum uzmanının tabelası vardı. Oradan her geçişimizde Nursen’e “Hadi gel bu doktora gidip ultrasona girelim ve bebeğimizi görelim” derdim. Ama bunu gerçekten her önünden geçişimizde söylerdim. Bana kalsa her gün ultrasona girip göreceğiz Lâl’i. Tabii ki o kadar sık ultrasona girmenin zararlı olduğunu biliyorum. Benim ki sadece bir heves ve şakaydı zaten.  Artık aramızda şaka konusu olmuştu o doktora gitmek ve ultrasonda görelim demem.

Hatta “Keşke bu doktora gelseydik. Eve de çok yakın rahat rahat gidip gelirdik” diye konuşuyorduk. Çünkü doktorumuz Eskişehir Yolu’nda ki özel bir hastanedeydi.  Ama muayenehanenin yerine bakınca vizite ücretinin çok pahalı olabileceğini de düşünüyorduk. Yani bizim maddi imkanlarımızı aşabilirdi. İşte Evrim’in bizim için ayarladığı doktor o doktordu. Nasıl istediysek artık sonunda o doktora kontrollere gidecektik.

Hem de evimize çok yakın olduğundan gitmemizde çok rahat olacaktı. Yürüyerek 3-4 dakika sürüyordu evden. Tabii Nursen’in hamile haliyle yürümesiyle bu süre biraz uzuyordu ama olsun. Bizim için çok rahattı gidip gelmek. Bu doktorumuzla ilgili ileride daha çok anlatacaklarım var.
Güzelçamlı’da sıcaklar artmaya başlamıştı. Normaldi tabii ki.. Temmuz ayındaydık. Gerçi sıcaklar çok rahatsız etmiyordu ama gene de Nursen için fazla olabiliyordu. Sık sık Nursen’e sıkıntılar geliyor, sıcak basıyordu. Durup durup “Offf çok bunaldım!” demeye başladı. Bunaldım diye diye ben Nursen’e “Bunalgül” demeye başladım ve hamileliği boyunca bu lakap kaldı.

Her bunaldığında vantilatörün karşısına geçip oturuyordu. Anca böyle kendine gelebiliyordu. Bu sıcaklar tansiyonunu da etkiliyordu tabii. Zaten tansiyonu normalde hep düşüktür Nursen’in. Hem hamilelik hem de sıcaklar sayesinde tansiyonunda daha da düşmeler olabiliyordu. Neredeyse vantilatörü kucağına alacaktı artık. Neyse ki tansiyonu tehlikeli seviyelere düşmedi.

27 Temmuz 2012 Cuma

Hamileliğin ortasında doktorumuzu değiştirdik


Doktorumuza güvenimiz tamamen sarsılmıştı ve bundan sonrası için kuşku duymaya başladık. Nursen’le kısa bir fikir alış verişinden sonra doktorumuzu değiştirmeye karar verdik. Bu şekilde kendisi ile devam etmek istemiyorduk artık. Aynı durumu tekrar yaşayabilirdik ve daha önemli bir sorun da olabilir. O zaman gene doktorumuza ulaşamazsak daha büyük problemlerle karşılaşabiliriz. İşimizi riske atmamamız gerekiyor.

Aslında yolun yarısında doktor değiştirmek iyi olmayacaktı ama bu şekilde de olmayacaktı. Özellikle Nursen kendini rahat hissetmeyecekti. Keşke böyle olmasaydı. Bu günden sonra bir daha doktorla ne telefonla ne de yüz yüze görüşmedik.

Hiçbir gün telefon dahi açıp “Ne oldu? Neredesiniz? Kontrollere gelmiyorsunuz?” diye bile aramadı. O kadar ilgisizmiş meğerse. Günler geçip de bu durumu gördüğümüzde kendisi ile devam etmemekle ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anladık.

Hemen yeni bir doktor arayışına başladık. Her zamanki gibi iğde ağacımızın altında otururken telefona sarıldık. Tüm bunlara 5-10 dakika içinde karar verip girişimlerimize başladık.

Önce gene benim gibi baba adayı olan iş yerimden bir arkadaşımı aradım. Daha önce ki konuşmalarımızda gittikleri doktordan çok memnun olduklarını söylemiş ve tavsiye etmişti. Tekrar konuşup detayları öğrenmek istedim. Hemen arayıp durumu anlattım ve bilgi istedim. Arkadaşım her konuda çok olumlu ve güven verici şeyler söyledi. Bizim de aklımıza yatmıştı aslında ama bununla yetinmek istemedik.

İşin başından beri bize destek olan, fikir veren, yol gösteren ve Lâl’in oluşumunu kendi elleriyle sağlayan Evrim’i aradık. Devamlı gittiğimiz doktorumuzla yaşadığımız son olayları anlattık kendisine. Evrim’in de hiç hoşuna gitmedi bu durum tabii. Kararımızda ne kadar haklı olduğumuzu söyledi. Sonra arkadaşımla konuştuklarımı ve onun tavsiye ettiği doktoru sorduk kendisine. Evrim direkt karşı çıktı o doktora. Şahsen tanımıyormuş ama sektörden adını biliyormuş ve hakkında hiç de olumlu düşünceleri yokmuş. Evrim’in söyledikleri arkadaşımın söylediklerinden çok daha önemliydi bizim için. Sonuçta işin içinde ve doktorları şahsen veya gıyaben tanıyor. Bize başka bir doktor adı söyledi ve kesinlikle tavsiye ettiğini belirtti. Bahsettiği doktor, çalıştığı tüp bebek merkezi ile de bağlantılı çalışıyormuş ve şahsen tanıyormuş.

Evrim’in bize verdiği bilgilere göre gerçekten çok iyi, işinde uzman, çok tecrübeli, iyi eğitimli, hastaları ile çok iyi ve sıcak ilişkileri olan biri olduğunu anlattı. Tam bize göre bir doktordu. Evrim’den bizim için konuşup randevu almasını rica ettik.

Fakat küçük bir sorun vardı. Nursen’in hamileliği 24. haftada olduğu için kabul etmeyebilirmiş. Ama Evrim, samimiyetini kullanarak konuşacağını ve kabul etmesini sağlamaya çalışacağını söyledi. Heyecanla Evrim’den telefon bekledik. Kısa bir süre sonra aradı ve doktorla konuşup ikna ettiğini, hatta bizim için tatil dönüşümüzden hemen sonraki bir tarihe randevu bile aldığını söyledi. İşte gene Evrim bizi kurtarmıştı.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Doktorumuza güvenimiz sarsılıyor


Nursen’in disk kaymasından dolayı ara sıra bel ağrısı oluyordu ama bir gün biraz şiddetlendi. Ağrı kesici veya benze bir ilaç alması iyi olacaktı. Hem ne yapmamız gerektiğini sormak için hem de hangi ilacı alabileceğimizi sormak için doktorumuzu aradık. Sabah aradık ama cevap vermedi. Denize gidip gene iğde ağacımızın altında oturduk. Orada zaman geçirirken, denize girip çıkıp, akşama kadar da aramaya devam ettik ama bir türlü cevap vermiyordu doktorumuz.

Sonunda akşam saatlerinde evde ulaştık kendisine. Ama o bize geri dönmedi biz onu aradık ve ulaştık. Gerçi o saate kadar kendi doktorumuza ulaşamayınca, kadın doğum uzmanı olan doktor arkadaşımı arayarak gerekli bilgiyi almıştık. İş işten geçmişti yani. Doktorumuz telefonunu açtığında telaşlı bir sesle acil bir durum olduğunu o yüzden cevap veremediğini söyledi. Tabii ki anlayışla karşıladık. Neyse ki bizim durumumuz çok acil değildi ve sonuçta gerekli bilgiyi edinmiştik. Durumu uzun uzun doktorumuza anlatmaya gerek duymadan kısa bir konuşmadan sonra kapattık.

Hadi ilk seferinde bunu yaşadık ve çok da önemli değildi. Birkaç gün sonra gene Nursen’de çok da acil olmayan ama merak ettiğimiz, doktorumuzu arayıp bilgi almamız gereken bir durum oldu. Açıkcası sorunun ne olduğunu ne Nursen ne de ben hatırlamıyoruz bile. O kadar önemsiz bir konu ama gene de kafamızın rahat edebilmesi için doktorumuzdan bilgi almamız gerekiyor.

Sabah çok erken olmayan bir saatte, sabah yürüyüşümüzü yaptıktan sonra evdeyken kendisine telefon ettik ama cevap vermedi veya veremedi. Hatta arayıp aramamakta tereddüt ettik. Yürüyüş yaparken karar verdik aramaya. Eve gidince ararız dedik.

Sonra kalkıp denize gittik ve her gün yaptığımız rutin günümüzü geçirmeye başladık. Gün içinde tekrar tekrar aradık ama hep aynı sonuç. Bir Nursen arıyor bir ben devamlı arıyorduk. Artık sıkılmaya başlamıştık.  Telefon çalıyor ama cevap verilmiyor.

Ertesi gün sabah aradık hâlâ cevap vermiyordu. Öğlene doğru sonunda ulaşabildik doktorumuza. Ben konuşuyordum kendisiyle. Benim aramama denk geldi cevap vermesi. Bana gayet sakin bir ses tonuyla “Aradığınızı geç gördüm. Telefon yanımda değildi. İçerideydi ve bakmadım” dedi. Hani bakamadım, acil bir durum vardı, bakacak durumda değildim, şöyle bir geçerli sebepten dolayı bakamadım falan demedi. Direkt “BAKMADIM” dedi.

Bu tavrına çok sinirlenmiştik. İlk görüşmelerimizde bize kendisini ne zaman istersek arayabileceğimizi, eğer cevap veremezse bile en kısa sürede geri döneceğini söylemişti. Ama son iki seferdir böyle olmadı. Neyse ki acil bir durumdan dolayı değil de sadece danışmak için aramıştık. Ama ya acil bir durum olsaydı ne olacaktı? Kendisine kesinlikle ulaşmamız gereken bir durum olsaydı ne olacaktı? Tamam belki arayabileceğimiz başka jinekolog arkadaşlarımız da var ama bizim kontrollerimi yapan, sürecin devamı bilen o doktor. Gerçi daha öncede bahsetmiştim her kontrole gittiğimizde elinde kayıtlar olmasına rağmen tekrar aynı şeyleri soruyordu ve aynı şeyleri konuşuyorduk. Ama sonuçta güvendiğimiz, Nursen’in hamilelik sürecini takip eden doktor O idi.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

İnsanımızın hamile duyarlılığı


Deniz kenarında çok fazla güneşte kalmaması gerekiyordu Nursen’in. Plajda şezlong ve şemsiyeler vardı gerçi ve onları kullanabilirdik. Ama biz daha güzel bir yer bulduk kendimize. Belediye’nin bir çay bahçesi vardı deniz kenarında. Orada oturmayı tercih ettik. Özellikle saat 11 ile 16 arasındaki tehlikeli güneş ışınlarından korunuyorduk. Sonra o çay bahçesinde bir iğde ağacı keşfettik. Hemen masayı, sandalyeyi iğde ağacının altına kurduk. Gölge ve serin oluyordu. Çok da keyifliydi. Ama sandalye üzerinde oturmak Nursen’i yordu. Çareyi sahilden şezlong getirmekte bulduk. Aslında oraya şezlong vermiyorlarmış ama hamilelik durumu olunca yardımcı oldular bize ve Nursen’in devamlı bir şezlongu oldu. O iğde ağacının altında saatlerce oturup sohbet ettik, gazete – dergi okuduk, kitap okuduk.

Gördük ki böyle küçük yerlerde bu tip durumlarda insanımız çok daha duyarlı oluyor. Ankara’da bunları göremiyorduk ve tatilden sonrada göremedik. Hiçbir yerde kimse ricamızı kırmadı. Hamile bir insanın rahat edebilmesi için ellerinden geleni yaptılar. Her gittiğimiz yerde rahat edeceği koltuklar veriyorlar, pazara gittiğimizde tezgahtan ikramlar oluyor, bakkala alış verişe gittiğimizde Nursen için bir şey alacaksak eğer yoksa bile bulup getiriyorlar, her yerde her türlü kolaylığı sağlıyorlardı.

Bir sabah yürüyüşümüzde yeni açılan bir kafe – pastane tarzı yerin önünden geçerken mekanın sahibi olan bayan bizi davet edip ikramlarda bulundu. Nursen’e hamile olduğundan dolayı çok güzel ilgi gösterdi, bizim siparişlerimizin yanı sıra canın isteyebileceği şeyleri ikram etti, rahat oturması için en rahat koltuğu en güzel yere getirip koydu. Böyle küçük incelikler, duyarlılıklar Nursen’in moralinin çok daha iyi olmasını sağlıyordu.

Köy kahvesine gittiğimizde en gölge ve güzel yerde bize masa ayarlanıyordu, hatta eğer doluysa bile o masa oturan kişiler kendiliklerinden kalkıp başka masaya geçerek Nursen’e yer veriyorlardı.

Yemek yerken menüde esas sipariş edeceğimiz yemeğin haricinde eğer Nursen başka bir yemek içinde “Acaba onu mu yesem?” dediğinde canı çekti diyerek o yemektende tadımlık ikram ediyorlardı Nursen’e.

Bahsettiğim iğde ağacının altında otururken tost yemek istediğimizde çalışanlar tostu Nursen’in istediği gibi yapıyorlardı. Biraz daha fazla uğraşıyorlardı ama hamile olduğundan hiç üşenmeden sakınmadan yapıyorlardı.

Bunları görünce ikimizde çok şaşırıyorduk. Çünkü Ankara’da hiç yaşamadık bunları. Tabii ki gene de tek tük olsa da yardımcı olanlar oluyordu ama bu kadar değil. Küçük yerleşim yerlerinde, doğallığı bozulmamış insanlarımız kesinlikle çok daha duyarlı ve yardım sever oluyorlar. İleride Ankara’da bir hamile insana ne kadar duyarsız olunduğunda da bahsedeceğim. O zaman küçük yerleşim yerlerindeki insanlarımızla büyük şehirlerdeki insanlarımız arasındaki farkı göreceksiniz.

Komşularımızda aynı şekilde devamlı ilgileniyordu bizimle. Zaten evimizin bulunduğu sitede aile gibiyiz. Günün her saati gelip ihtiyacımız olup olmadığını soruyorlardı. Çok güzel bir yaşamdı bu ve bizi çok mutlu ediyordu. Biliyorduk ki ne zaman bir şeye ihtiyacımız olsa gerek komşularımız, gerek çevrede bulunan esnaf, oranın insanları yardım edeceklerdi bize.

24 Temmuz 2012 Salı

“Hamile Terliği” ile yürüyüşler


Her günümüz çok keyifli geçiyordu tatilimizde. Sabahları erken kalkıp yürüyüşler yapıyorduk Nursen’le. Daha öncede bahsetmiştim hamilelikte çok önemli yürüyüşler. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere uzun uzun yürüyorduk. Bu sayede yüzmenin yanı sıra yürüyüş ile de beli çok rahat etti Nursen’in. Kaslarda çalışıp güçlendiği için, karnı şiştikçe Lâl’i taşıması daha rahat oluyordu.

Güzelçamlı’ya gelmeden hemen önce Ankara’da bir mağaza tesadüfen “hamile terliği” diye satılan bir terlik görmüştük. Daha sonra hemen internetten araştırdım. Şekillerle, resimlerle detaylı olarak ne olduğunu, nasıl olduğunu, ne gibi faydaları olduğunu öğrendim. Nursen’le beraber incelediğimizde gerçekten işe yarayacak bir terlik olduğunu düşündük. Hemen gidip aldık terliği. Nursen yürüyüşlerde o terliği giydi ve gerçekten çok faydasını gördü. Daha rahat yürüyor ve beli çok rahat ediyormuş. Hamileliğinin sonun kadar kullandı o terliği ve hâlâ da kullanıyor. Hamilelik sonrasında da kullanılabilecek çok ergonomik ve rahat bir terlik.

Sabah yürüyüşlerinde erkenden Güzelçamlı’nın ufacık limanına gidiyorduk. Balıkçıların dönmesini bekliyorduk. Saat 8’e doğru teker teker küçük tekneleriyle dönüyordu balıkçılar ve küçük kovalar içinde yakaladıkları balıkları tezgaha döküyorlardı. Artık ne çıktıysa. Bakıp beğendiğimizi alıyorduk. Beğenmezsek şansımızı zorlayıp bir sonraki balıkçıyı bekliyorduk. Taze taze balıklarımızı alıyorduk ve bol bol balık yedik. Balık zaten normalde çok faydalıdır. Hele ki hamilelikte daha da fazla gerekli. Nursen zaten balık yağı hapı alıyordu. Üstüne bir de taze balık yiyince vitaminler ve fosforla iyice besleniyordu.

Akşam yürüyüşleri ise alış verişe yönelik oluyordu genelde. Akşam serinliğinde önce sahilden uzun bir yürüyüş yapıyor ve bizim sitenin ilerisindeki markete gidip eğer gerekliyse alış verişimizi yapıyorduk. Alış verişe gerek yoksa gene sahilde uzun bir yürüyüşten sonra gene deniz kenarında bir yere oturup dinleniyorduk.

Bu yürüyüşlerde konumuz genelde Lâl oluyordu tabii ki. Doğduktan sonra neler yapacağız, nasıl bir düzen kuracağız, hayatımızda ne gibi değişiklikler olacak gibi soruları konuşarak kendimizce plânlar yapıyorduk. Odasını nasıl yapacağız? Neler alacağız? Nasıl hazırlıklar yapacağız? Hatta kreş, okul gibi plânları bile yapıyorduk. Aslında plân demek pek doğru olmayabilir. Genelde hayallerimizi konuşuyorduk. Çok güzel hayaller ve plânlardı bunlar.

Bakalım Lâl doğunca konuştuklarımızın ne kadarını gerçekleştirip hayata geçirebileceğiz? Artık tüm yaşam kaynağımız, heyecanımız, geleceğimiz, umudumuz her şeyimiz Lâl olacaktı. Hatta sanki olmuştu bile. Şunun şurasında 3 ay kadar bir süre kamıştı doğumuna. 

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Nursen ve Lâl doğal besleniyor


Nursen’in hamile haliyle denize ilk girdiğinde Lâl’in de çok hoşuna gitmiş olacak ki hemen hareket etti. Daha doğrusu hareket etmiş demem daha doğru olur, ben hissedemedim tabii ki. Denizin serinliği, suyun içinde hafiflemesi çok hoşuna gitmişti herhalde. Sonraki denize girişlerimizde de her zaman olmasa bile genelde Lâl hareket ediyordu. Özellikle Nursen yüzerken hareketleri artıyordu. Belki de Lâl Hanım’ı rahatsız ediyordu Nursen yüzerken yaptığı hareketlerle. Lâl doğduğunda suyu ve yüzmeyi, denizi sevecek diye düşünüyorduk.

Nursen, sırt üstü denizin üzerinde yattığında büyüyen karnı suyun üstünde küçük bir adacık gibi görünüyordu. Çok hoş ve eğlenilecek bir görüntü oluyordu. Böylece hem deniz suyu hem de güneş ışınlarının verdiği vitaminden yararlanıyordu Lâl.

Güzelçamlı’ya gelirken en büyük hayalimiz temiz hava, bol gıda ve doğal beslenmeydi. Çünkü burada her şey doğal. Pazartesi günleri köyün pazarı var. Köylüler bahçelerinde, tarlalarında yetiştirdikleri sebzeleri, meyveleri getirip satıyorlar. Büyük şehirde organik diyerek fahiş fiyatlarla satılan sebzeler ve meyveler bu pazarda çok komik fiyatlarla satılıyor. Mesela Güzelçamlı pazarında bahçede en doğal şekilde yetiştirilen domates  Ankara’da nasıl üretildiği belli olmayan domatesin fiyatının üçte biri fiyatına satılıyor. Onlardan alış veriş yapıyorduk, hem doğal hem ucuz. Böyle doğal olarak beslenmek özellikle Nursen için çok iyi oluyordu. Tabii ki dolaylı olarak Lâl için.

Birde bizim senelerdir sütümüzü getiren Mehmet Abimiz var. Kendi inekleri var, bahçesi var, arıları var. Geldiğimizde hemen bulduk Mehmet Abi’yi. Nursen’in durumunu söyledik ve bize bahçesinde ne yetiştiyse taze taze getirmesini istedik. Sağ olsun hemen her sabah artık o gün ne varsa getiriyordu. Domates, taze fasülye, biber, salatalık. En doğalından, en güzelinden. Nursen bunlarla beslendi bir ay boyunca. Kesinlikle çok çok faydasını da gördü. Lâl’in gelişimi içinde çok iyi oldu bu beslenme. Ankara’da olsak nerede ve nasıl yetiştiği belli olmayan sebzeleri, meyveleri yiyecektik. Gerçi sonuçta tatil bitecek gene Ankara’ya dönüp o yaşama devam edecektik ama hiç değilse bir ay boyunca bu şekilde beslenecekti Nursen ve Lâl. 

19 Temmuz 2012 Perşembe

Yüzen hamile


Nursen çabuk yoruluyordu, hele ki uçakla bile olsa yol yorgunluğu üzerine binince o gün daha da halsizdi. Ama O’da tatilin ve beraber geçireceğimiz günlerin heyecanı ile o yorgunluğunu çok fazla hissetmiyordu. Geldiğimiz gün öğleden sonra biraz uzanıp dinlendi ve enerjisini toplayıp akşam için kendini hazırladı. Akşam kendimizi direkt deniz kenarından senelerdir gittiğimiz bir kafe – restoran tarzı bir yerde yemeğe attık. Tabii ki senelerdir ben gidiyorum. Nursen için daha ikinci sene Güzelçamlı’da. Hemen havanın güzelliğini ve denizin kokusunu yaşamak istiyorduk.

Güzel bir akşam yemeği ile yorgunluğumuzu atıp rahat bir gece geçirdik. Nursen’de çok rahat saatler geçiriyordu. Yorulduğunu hissettiğinde hemen dinlenmeye çekiliyordu ve enerji topluyordu. Bu aralarda Lâl’in hareketleri de artmaya başladı. Tatili O da sevdi her halde.

Nursen durup dururken “Aaayyhhh hareket etti” diye zıplıyordu. Sakin sakin otururken birden içeriden hissettiği bir kıpırdanma Nursen’i de çok heyecanlandırıyordu. Daha bu kadarına alışık olmadığı için kendiside şaşırıyordu hareketlere. Bende belki hissederim diye elimi Nursen’in karnına koyuyordum ama henüz benim hissedebileceğim kadar değildi hareketlerin şiddeti. Olsun bende Lâl’le devamlı konuşuyordum, Nursen’in karnını okşayarak seviyordum O’nu.

Ertesi gün kendimizi denize attık. Aylardır bu günü bekliyorduk. Özellikle Nursen için ve Lâl için. Güneşe çıkacağız, Nursen D vitamini alacak, bu vitaminler Lâl’e de etki edecek, denize gireceğiz, yüzeceğiz.

Yüzmek Nursen’e çok iyi gelecek. Zaten hamileler için çok iyi bir egzersiz oluyor yüzme. Hatta en iyi spor denilebilir. Hem de su içinde yaralanma riski çok çok az olduğundan diğer sporlardan daha rahat oluyor. Hamilelikte yüzme kol, bacak ve karın kaslarını çok güzel çalıştırdığı için hem Nursen’i rahatlatıyor hem de vücut daha bol oksijen aldığı için ve kalp atışı hızlandığından Lâl’e daha çok oksijen gidiyor. Yüzmenin bir diğer avantajı da Nursen su içinde kendini daha hafif hissettiği için psikolojik olarak pozitif etki yaratıyor.

Esas Nursen için yüzmenin en iyi tarafı belini rahatlatacak olmasıydı. Nursen’de disk kayması olduğu için yüzme beline de çok iyi gelecekti. Özellikle sırt üstü yüzmek. Gerçekten de öyle oldu. Hemen hemen hergün düzenli olarak, yoruluncaya kadar yüzüyordu Nursen. Genelde sırt üstü yüzüyordu ve belinde ciddi bir rahatlamanın olduğunu söyledi. Belki de bu sayede Nursen, belinde disk kayması olduğu halde son iki aya kadar hiç bel ağrısı sıkıntısı çekmedi. Son iki ayda da disk kayması olmasada, beli en sağlıklı hamilelerde bile bel ağrısı sıkıntısı zaten çekiliyor normal olarak.

Yüzme sayesinde Nursen geceleri de daha rahat uyuyor, daha geç yoruluyor, kendini daha dinç ve enerjik hissediyordu. Hamilelik yüzünden oluşan fiziksel ve ruhsal sıkıntıları bayağı azalmıştı Nursen’in ve kendini çok daha iyi hissediyordu.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Uçan hamile


Çok zevkli ve keyifli bir uçak yolculuğundan sonra İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na indik. Aslında Nursen ve Emel için çok daha eğlenceli oldu yolculuk. Ben onlardan ayrı oturdum. Boyumdan dolayı diğer koltuklara sığamadığımdan ben acil çıkış kapısında oturuyordum geniş geniş. Nursen ve Emel ise üç sıra önümde oturuyorlardı.

Nursen’in Emel ile baş başa oturması onun için daha iyi oldu. Zaten sıkıntıya fazla gelemez. Bir de uçağın o daracık koltukları arasında iyice geliyorlar Nursen’e. Üstüne üstlük bir de tutar Nursen’i uçak, özellikle de iniş sırasında. Şimdi bir de hamile haliyle iyice “iyi saatte olsunlar” gelecekti Nursen’e. Ama Emel ile birlikte oturduğu için tüm yolculuk boyunca bayağı geyik muhabbeti yapıp eğlendiler ve Nursen için çok kolay yolculuk oldu.

Uçaktan indiğimiz anda tatilimiz başladı. İzmir’in sıcak havası yüzümüze alev topu gibi vurdu. Arabaya binip Güzelçamlı’ya doğru yola çıktık. Yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuktan sonra evimize geldik.

Nursen’e burada rahat bir hamilelik süreci geçirtebilmek için elimden geleni yapacaktım. Hem hamilelik sıkıntları hem sıcaklar iyice bunaltabilirdi Nursen’i. Yaklaşık 5 hafta burada temiz hava, bol gıda yaşayacaktık. Deniz, güneş, taze sebze ve meyveler, bol oksijen içinde yaşayacaktı Nursen.

Güzelçamlı’da hava çok güzel olur. Arkası dağ ve orman, önü pırıl pırıl tertemiz bir deniz. Oksijen çok bol. Hava sıcak oluyor ama nem oranı düşük ve oksijen bol olduğundan nefes alınabiliyor ve daha rahat edilebiliyor. Bu Nursen için çok önemli. Hiç değilse daha az bunalacak ve sıkıntıları daha az olabilecek.

İlk birkaç günümüz dayım, Emel, Nursen ve ben beraber geçti. Hep beraber Nursen için seferber oluyorduk. Aman rahat etsin, aman sıkıntısı olmasın, aman bunalmasın diye. Hem Nursen’n keyfi yerinde olacak bu sayede Lâl’de içeride daha keyifli olacak.  

17 Temmuz 2012 Salı

Hamileyken havaalanı işlemleri


O gün geldi çattı. Sabah erken saatlerde havaalanına doğru yola koyulacağız. Tayfun almaya geldi bizi. Havaalanına o götürecek. İzmir’de ineceğiz uçaktan ve havaalanından dayım gelip alacak. Dayım, Londra’da yaşıyor ama o sıralarda Güzelçamlı’da o da.

Uçağa binmeden önce check-in yaptırırken Nursen’den rapor istediler aynen beklediğimiz gibi. Göğsümüzü gere gere “Alın işte biz 22 haftalık hamileyiz. Aslanlar gibi uçağa bineriz hatta roket varsa ona da bineriz” tavrıyla raporu uzattık görevli bayana. Öyle bir rahatlık, öyle bir hava, öyle bir tatile çıkmanın verdiği vurdum duymazlık var ki bizde sormayın gitsin.

Biz o kadar kasılınca, raporu yapıştırınca görevli bayan çok heyecanlandı herhalde ki Nursen Tepiltepe adına iki tane biniş kartı çıkartmış. Uçağa binmeden 20 dakika önce biniş kartlarına bakarken benim biniş kartım olmadığını ve Nursen’in iki tane olduğunu gördüm. Tamam Nursen çift canlı ama çift biniş kartlı olmasına gerek yok. Apar topar durumu görevliye ilettim ve aceleyle durumu düzelterek biniş kartlarından bir tanesini iptal ederek benim adıma yeni bir biniş kartı çıkarttı.

Nursen’in hamileliği sayesinde sıra beklemeden son kontrolden geçip uçağımıza bindik. İlk defa Nursen ve sayesinde ben hamilelik önceliğinden yararlandık havaalanında. Havaalanında hamilelere her kapıda öncelik tanınıyor. Hiçbir kuyrukta sıra beklenmesine gerek yok, direkt öne geçip görevliye durumu söyleyince en önde işlemleriniz yapılıyor. Önemli bir husus daha var; hamileler kontrol geçişlerinde herhangi bir radyasyonlu alana maruz kalmadan yan taraftan geçiş yapılabiliyor. Hamile bir kadının kesinlikle radyasyona maruz kalmaması gerekiyor.

Bundan sonra da hamilelik önceliğinden yararlanacağımız durumlar olacak ama umurunda olmayan duyarsız insanlarımızın da çok fazla olduğunu da göreceğiz. Bunu daha sonraları detaylı olarak anlatacağım. 

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Uçağa binmek için hamilelik raporu


Aslında uçak günümüzde en güvenli ulaşım aracı ama gene de hamile kadınlarda bir endişe yaratıyor. Hava yolu şirketlerinin de hamilelerden illâ ki rapor istemesi bu endişeyi daha da arttırıyor. Nursen’de de biraz endişe oldu tabii ki. Ama hamileliğinin 22. haftası olduğu  için düşük riski, mide bulantıları, uykusuzluk hâlleri gibi sorunlar bittiğinden uçağa binmesinde hiçbir sakınca yoktu. Bunu doktor arkadaşlarımıza da sorarak teyit ettik ve emin olduk.

Aslında 28. haftaya kadar hamileler uçağa raporsuz binebiliyorlar. Rapor esas olarak 28. – 35. haftalar arasında uçağa binecek hamileler için isteniyor. Fakat 35. haftadan itibaren hamilenin uçağa binmesine izin verilmiyor. Gene de havayolu şirketi rapor istiyordu her ihtimale karşı.

Rapor sorun değil. Tabii ki her zaman olduğu gibi hemen Evrim’i aradık. O da hem uçağa binme konusunda hiçbir sakınca olmadığını hem de raporun sorun olmayacağını, tüp bebek merkezinde hemen bir rapor hazırlatıp Aysun Hanım’a imzalatabileceğini söyledi. Madem rapor sorunumuzda yoktu artık rahat rahat gidebiliriz Güzelçamlı’ya.

Hazırlıklarımızı tamamladık. Tatil alışverişi, Nursen’e hamile alışverişi derken her şey tamam. Bunları bavula tıkıştırıp yola çıkacağız. Ama bavula değil bavullara tıkıştırdık anca. İki kişi bir tatile ne kadar eşya ile gidebilir ki? Biz 2 büyük bavul ağzına kadar dolu, 2 çanta ağzına kadar dolu, 1 tane de sırt çantası o da ağzına kadar dolu. Sanki tatile gitmiyoruz göç ediyoruz. 5 hafta kalacağız ya evi taşıdık neredeyse. Gardırobu söküp götürsek daha kolay olacaktı sanki.

Güzelçamlı’da dolmuşta bir çift ve kucaklarında bir bebek vardı. Birkaç aylık bir bebek. Tatile geldikleri belliydi. Bir otelin önünde dolmuştan indiler ve yanlarında sadece orta boy bir bavul ve bir el çantası vardı. Hem de kucaklarında küçücük bir bebekle. Nursen’le aynı anda dönüp birbirimize baktık ve “Yuuhh bize” dedik. İnsanlar kucağında bebekle bu kadarcık eşya ile geliyor, biz daha hamile halimizle neredeyse bir traktör eşya getirdik. Lâl doğduğunda kamyonla geleceğiz demek ki.

Emel’de bizimle gelecek Güzelçamlı’ya. Nursen’in çok yakın arkadaşı. Emel’in gelmesi iyi olacaktı. Güzel zaman geçireceğiz demektir. Esas Nursen için daha iyi olacak. Yanında bir kadın olarak kendisini anlayabilecek, destek olabilecek yakın bir arkadaşının olması iyi gelecek Nursen’e. Yazlıkta annem de olacak tabii ki ama Emel daha farklı tabii ki.